Gönderi

3/10
·976 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 10:18
Hayatımda hiçbir kitabı okuduğum için bu kadar üzülmemiştim. Öyle bir vakit kaybıydı ki baştan söyleyeyim kesinlikle tavsiye etmiyorum. Bir epik fantastik olduğu için tahmin edersiniz ki çok katmanlı bir hikaye. Karakter fazlalığı elbet var ama ana karakterler hariç üzerinde yoğunlaşılan birileri yok. Bu açıdan da karakterleri öğrenmek daha kolaydı. Toplamda da beş ana karakter vardı. Bu sayı belki çok gelebilir ama hepsinin karakteri on yaşındaki çocuklarmış gibi basit ve klişe yazıldığı için anlamak zor değil. Kendisi de oldukça basit bir hikaye zaten ತ⁠_⁠ತ Hikayenin aşırı durgun bir teması var. Sözde kötü düşmanlar tetikteler ama karşı tarafın bir savunması yok ya da bir harekete geçilmiyor. Kraliçe'nin hamile kalma çabaları, saray eğlenceleri, özellikle kraliçenin nedimeleriyle olan boş vakitlerinin aşırı uzun olması beni kitaptan uzaklaştırdı. Bunun yerine saraydaki suikast olaylarına daha çok odaklanabilirlerdi. Arkadaşlar, ben ana karakterlerin bu kadar aptal yerine konulduğu bir kitap daha görmedim. Önünüzde açıkça anlaşılabilen bariz bir gerçek var ama hayır, ana karakterimiz Ead bunu üstün zekasıyla (!) çözmek zorunda. Ead da başlıyor o apaçık gerçeği bulmak için bölümlerce kafa patlatıp delil aramaya. Yan karakterlerdeki zeka beni benden aldı zaten. Yaptıkları her planlar çöpe gidiyor, ana karakterlere yardımları yok. Kötüler sanki hep blöf yapıyorlarmış gibi, anında sapır sapır dökülüyorlar. Madem kötüler bu kadar güçsüzdü neden okurun gözünde büyüttünüz bu adamları? Hikayeye bir katkıları olmayacaksa yan karakterlere ne gerek vardı? Bu tarz şeyler sürekli tekrar ediyor ve bir yerden sonra gerçekten komik gelmeye başlıyor. Kitabın bu kadar uzun olmasının sebeplerinden biri de bu sanırım. Yazar kendince ters köşeler oluşturmaya çalışmış ama okurken farkediyorsunuz ki iki karakterden birisi kötü ve içlerinden biri hain olan benim dercesine bağırıyor zaten. Ana karakterlerin üstüne biz okurlar da aptal yerine konuyoruz anlayacağınız. Hikayedeki ana karakterlerden biri olan Tané'in hikayesi diğer kişilere göre çok daha yoğun olarak işlenmeliydi bana kalırsa. Hikayede çeşit çeşit ejderler mevcut ve bu ejderlerden birinin onu seçmesi için bir sınavı geçmesi gerekiyordu. Zaten Tané'i çok az görebiliyor olmamızla birlikte bu kısım aşırı hızlı geçilmiş ve ejderlere binmek çocuk oyuncağıymış gibi anlatılmış. Doğanın koruyucuları olan bu ejderler hikayenin ana konularından biri olmalarına rağmen çok arka planda kalmış açıkçası. Yine de betimlemeleri açık ve anlaşılabilirdi. Akılda canlandırmak kolaydı. Hikayenin TEK SEVDİĞİM YANI da Tané ve ejderhası Nayimathun arasında geçen bölümler oldu. Onlar da elle sayılacak kadar azdı zaten. Ana karakterlerden üçü eşcinseldi bu arada. Savaş sahneleri uzatılacağına bu klişe romantizm sahnelerinin uzatılması sinirlerimi alt üst etti. Üstü kapalı smut sahneleri vardı ama ben yine de bu kitabın yetişkin epik fantastik kategorisine girdiğini düşünüyorum. Bol bol mantıksal saçmalıklar da barındırıyordu. Saraya kraliçeyi hikayenin ana düşmanı İsimsiz Olan'dan (büyük bir ejderha) korusun diye hediye edilen kızımız Ead'ın kraliçe Sabran'ı koruyunca eline geçen bir şey yok ama sekiz yıl sarayda boş boş kraliçeynin peşinde geziyor. Bunun için gerçek bir neden bekledim ve ortaya ne çıktı biliyor musunuz? Meğer yazar bunları birbirine aşık edecekmiş de ondan ಠ⁠‿⁠ಠ İsimsiz Olan'dan koruması bahane aslında. İkinci olarak Sabran bir çocuk dünyaya getirirse İsimsiz Olan ortaya çıkamaz gibi saçma bir inanış var ve tüm saray halkı Sabran'ın çocuğu olsun diye uğraşıyor. Sabran da inatla evlenmeyeceğim triplerinde pamuk prenses bir kız. Yazarım, daha orijinal bir şey görmedim, bu saçmalıkları okuttuğunuz için çok teşekkürler ಠ⁠_⁠ಠ Karakter gelişimi biraz var evet ama bu kitapta o bile tatmin etmez bence. Tüm karakterler beş yaşındaki çocuğun aklına sahip, dolayısıyla bu kadar basit bir hikayeyi 900 sayfa boyunca okumaya çalıştığınız zaman bıkkınlık getiriyor. Bir epik fantastik ama türünün en kötüsü olabilir açık açık söylüyorum bunu. Çok güzel bir konu anlatım biçimi yüzünden mahvedilmiş. Bahsedilecek çok fazla kötü yanı var ama en göze çarpanlarını sizlere aktarmaya çalıştım. Umarım bir fikir edinmenize yardımcı olmuştur (⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠) Biraz fazla uzun bir inceleme oldu biliyorum ama 900 sayfalık kitabın detaylarını anlatmak da uzun sürüyor haliyle. Okumak isteyenler için detaylı bir şekilde anlatmam şarttı. Tüm bunları yazarken bile akıl sağlığımı kaybetmek üzereyim, okurken ne acılar çektiğimi siz düşünün. Kütüphane oluşturma amacım için almış olmam üzmüyor ama bu kitabın benden aldığı zamana üzülüyorum açıkçası. İkinci kitap her şeyin öncesini anlatıyormuş, henüz çevirisi gelmedi tabii. Asla da şans vereceğim bir kitap değil.
1000Kitap
Portakal Ağacı ManastırıSamantha Shannon · Pegasus Yayınları · 202521 okunma
·
826 Gösterim
5 Yorum
Ben de sığ buldum, portakal ağacı hak edene meyve veriyor okey, bahçeye gidiyorlar ve bekliyorlar pıt meyve düşüyor. Hak etmek ne demek, sınav mı bi görüsel test mi hiçbir şey yok. Ben de 900 sayfada çok daha güzel işlenebilecek bir kitap olarak görüyorum. Gereksiz romantizm, aynen tamam en geleneklere karşı ve modern sizsiniz, karakterlerin sürekli oradan buraya koşturması. Aralaq mesela dev mongos aşır detaysız derinliksiz geçildi. Çocukken beni sen besledin Eadaz, ee bu kadar mı falan. Sonlara doğru hızlandı ama ben de eh meh diyebiliyorum sadece
Şevval Kavanagh
Gönderi Sahibi
Çok güzel bir konu vaat ediyor fakat anlatımı yüzünden gerçekten çok başarısız bir kitap neresinden tutsan elinde kalıyor maalesef söylediklerine birebir katılıyorum 🙏🏻
Bu yorum görüntülenemiyor
Harika bir inceleme olmuş, emeğinize sağlık.
Şevval Kavanagh
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim 🙏🏻
Ya bu kitap benim çok beklediğim ve merak ettiğim bir kitaptı, bu incelemeyi okuyunca şöyle bir kaldım🧍🏻‍♀️. Yorumlarına güveniyorum ve bu kitabın sırasını uzaklara fırlatıyorum, zaten çok kalın💀.
Şevval Kavanagh
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederimm 🫶🏻
Şevval Kavanagh
Gönderi Sahibi
Kitabın adının neden böyle garip olduğunu da çok spoiler vermeden kısaca açıklayayım. Bahsi geçen portakal ağacı dünyanın derinliklerindeki büyülü gücü ileten bir kanal görevi görüyor. Hakeden kişiye meyvesini verdiğinde ve kişi bunu yediğinde büyülü güçleri olmuş oluyor. Zamanında bu ağaç hikayenin ana düşmanı İsimsiz Olan'dan (büyük bir ejderha) koruduğu için de buraya bir manastır inşa ediliyor ve karşınızda Portakal Ağacı Manastırı ✨
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.