Söyleme Bilmesinler
“Bu evde herkesin bir sırrı vardı. Kimisi bunu fedakârlık sanarak sakladı, kimisi mecburiyet diye sustu, kimisi de alışkanlık hâline getirdi. Herkes kendi yükünü en ağır zannetti; başkasının omzundaki ağırlığa bakmaya cesaret edemedi. Söylenmeyenler zamanla birikti, duvarlara sinen bir sessizlik oldu. Konuşulursa her şeyin dağılacağından korktular; oysa sustukça dağılan kendileriydi. Gerçekler gizlendikçe korunmadı, sadece daha derin yaralar açtı. Bu hikâyede kimse tamamen suçlu değildi, ama kimse masum da değildi. Çünkü bazen insan, başına gelenlerden değil; içine gömdüğü gerçeklerden yorulur. En çok da en yakındakilere söyleyemedikleriyle yalnız kalır, suskunluğunu kader sanır. Ve her sessizlik, biraz daha ağırlaşarak aynı evin içinde büyür. İnsanlar bu yüzden birbirlerine yakın durur ama uzak kalır, aynı sofrada oturup aynı suskunluğu paylaşır, herkes her şeyi bildiğini sanır, kimse gerçeği duymaya hazır olmaz, çünkü bilmek bazen susmaktan daha acıtıcıdır. Ve bu acı, yıllarca taşınan görünmez bir yüke dönüşür sessizce.”