Bir Allah ve Peygamber düşmanı daha engelledi.
Elhamdülillâhi Rabbil âlemin. Fotoğraftaki metin, tarihî bir meseleye açıklık getirme amacı taşımıyor. Baştan sona, evlilik kurumunu bilmeyen sapkın bir zihnin, kendi ahlâk anlayışını Peygamber ﷺ’in hayatına zorla giydirme çabasından ibarett. İddia dili değil, itham dili kullanılmış ve kaynak açıklamak için değil, zihin bulandırmak için yazılmış. İslâm’da evlilik, modern ve seküler zihinlerin sandığı gibi "bedenlerin dönüşümlü kullanımı", "yatak odası", "cinselik" ldeğildir. Evlilik, hukuku olan bir hayat ortaklığıdır. Bu sebeple Resûlullah ﷺ’in hanımları arasında uyguladığı "kasm" (nöbet) düzeni, cinselliğin paylaştırılması değil; eşlik hukukunun ihmal edilmemesi için konulmuş bir adalet mekanizmasıdır. Bu düzen; birlikte bulunma, ilgi görme, korunma, hane içinde eş kabul edilme gibi sorumlulukların keyfîliğe dönüşmemesi içindir. Meseleyi yalnızca yatak üzerinden okuyan bir dil, evliliği tanımlamaz, onu bilinçli biçimde bayağılaştırır. Turan Dursun’un metni tam olarak bunu yapmaktadır. " "Cinsel sıra", "yararlanma" " kapma" gibi ifadeler, ne hadis metinlerinde vardır ne de fıkhî literatürde. Bunlar, yazarın kendi sapkın zihninden ürettiği kavramlar. Öyle sapkın bir zihin ki, necaset yanında altın gümüş gibi degerli. Rivayeti nakletmemiş, yorumu isnat gibi sunmuş. Böylece okuyucuya tarih değil, kendi niyetini anlatmış. Hz. Âişe’nin Resûlullah ﷺ tarafından sevildiği sahih rivayetlerle sabittir. Bu sevgi gizlenmiş bir durum da değildir. Ancak sevginin varlığından "ayrıcalık" ve “adaletsizlik” üretmek, hukuk ile duyguyu ayırt edemeyen embesil bir bakışın ürünüdür. İslâm hukukunda adalet, fiilî muamelede aranır, kalbî meyilde değil. Resûlullah ﷺ bu ayrımı bizzat dile getirmiş, fiilde adaleti gözetmiş, kalbî meyil için Allah’a sığınmıştır. Bu tavır bir zaaf değil, ahlâkî bilinçtir. Hz. Sevde bint Zem‘a meselesiise metnin en açık çarpıtması var. Hz. Sevde’nin kendi gününü Hz. Âişe’ye vermesi, sahih hadislerde açıkça gönüllü bir feragat olarak geçer. Yaşlılığı sebebiyle boşanmak istememiş, Resûlullah ﷺ’in hanımı olarak kalmayı tercih etmiş ve kendi hakkından vazgeçmiştir. Burada ne baskı vardır ne talep ne de "kapma". Bu durumu çıkar ilişkisi gibi sunmak, kadının iradesini yok saymaktır. Kadın özgürlüğü adına konuştuğunu iddia eden bir zihnin, kadının kendi tercihine tahammül edememesi ise ayrıca ibretlik. "Muhammed istediğinde kendi gününü başkasına vermezdi" gibi cümleler ise yorum değil, isnatsız ithamdır. Ne sahih bir rivayet vardır ne bağlam ne de fıkhî bir karşılık. Bu tür ifadeler akademik iddia değil, ima yoluyla suç üretme çabasıdır. İspat edilemediği için de cümleler belirsiz, muğlak ve kaçak kurulmuştur. Bu metni yazan kişi, Resûlullah ﷺ’i yargıladığını sanırken aslında kendi evlilik anlayışını ifşa edyor. Onun zihninde kadın, ancak rekabet eden, pay kapan, avantaj kollayan bir figür,obje, cinsellik olabilir. Çünkü kendisi başka bir ilişki ahlâkı tanımaz. Rızayı bilmez, fedakârlığı anlamaz, merhameti tecrübe etmemiş. Anlamadığı her şeyi de "çıkar" kelimesiyle tercüme etmiş. Bu, tarih okuması değil; ahlâkî projeksiyondur. Bu metni 1000 kitap gibi bir platformda paylaşan kişi de bu zihniyetin artığı. Kitap okuduğunu zannediyorr; fakat okuduğu şeyin ne dediğini değil, kime saldırdığını önemsiyor. Kitap onun için bilgi kaynağı değil, silah deposu. Nerede Resûlullah ﷺ’e bir itham varsa, nrede İslâm dinine Allah'a bir saldırı varsa orada saf tutan biri. Hakikat umurunda değil, meselesi taraf olmak. Bu tipler okur ama öğrenmez, paylaşır ama anlamaz, konuşur ama sözü bir anlam taşımaz. Sonuç olarak bu tür metinler Resûlullah ﷺ’e zarar vermez. Annemiz Âişe’yi küçültmez. Annemiz Sevde’yi lekelemez. Ama yazanı da paylaşanı da fikrî ve ahlâkî olarak ele verir. Çünkü evliliği yalnızca cinsellik sanan bir zihin, nübüvveti anlayamaz. Kurumu bilmeyen, o kurumun içindeki Peygamber’i hiç anlayamaz. Size zahmet Allah rızası için şu Allah düşmanını şikayet edin, bu iletiyi paylaşın nasıl bir karaktere sahip olduğunu herkes görsün.
··
1.011 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.