·496 syf.····Okunma: 18 Aralık 2025 02:51 Her şeyi ölçebilirsek her şeyi bilebilir, her şeyi bilebilirsek geleceği görebilir miyiz?
Adam Fawer’in kaleminden çıkmış Olasılıksız adlı bu kitap, yukarıdaki soru ve benzeri bir çok soruyu kendinize sormanıza sebebiyet veren, insan aklının sınırlarını zorlayan, etkileyici bir eser.
Kitap epilepsi hastalığını açıklayarak başlıyor. Ana karakterimiz epilepsi hastası David Caine. İlk sayfalar asıl olayların başlangıcına uygun bir şekilde işlenmiş. Gayet yerinde akıcı ve açıklayıcı.
David Caine, epilepsiyle mücadele eden, Columbia Üniversitesi’nde istatistik doktorasının dördüncü yılında olan ve derslerini kendine has bir anlatımla veren bir akademisyendir. Bir gün okulda ders işlerken hayatının en ağır epilepsi nöbetini geçirir ve o andan itibaren artık hiçbir ders eskisi gibi olmayacaktır. David geçirdiği bu epilepsi nöbetinden sonra girdiği tüm derslerde tekrar nöbet geçirecek hale gelir ve sonunda büyük bir tutkuyla yaptığı öğretim görevinden vazgeçmek zorunda kalır. Böylece farkında olmadan, onu bekleyen kadere doğru ilk adımını atmış olur.
İstatistik konusundaki yeteneğinin farkında olan David, bu güvenle kumar masalarında da şansını denemektedir. Ancak bir gece, tüm hesaplarına rağmen kaybeder ve ardından şiddetli bir nöbet daha geçirir. Bu nöbet, onun kaderine doğru istemeden attığı adımları hızlandırır.
David’in hayatında her şey, iki nöbet arasında sessizce değişir. İlki, alışık olduğu düzeni elinden alır; ikincisi ise güvenle sarıldığı aklını sorgulamasına neden olur. David, en kötü sandığı bu deneyimlerin aslında onu gelecekte karşılaşacağı olağanüstü durumlara hazırladığını, zihnini ve reflekslerini bambaşka bir noktaya taşıdığını henüz bilmemektedir.
Yan karakterler ise hikâyenin taşıyıcı unsurlarındandı. Okurla bağ kurabilecek kadar gerçekçi, anlatıya hizmet edecek kadar yerindeydiler. Öyle ki, günün birinde çevremde karşılaşsam onları hemen tanıyabileceğimi hissettiren bir gerçeklikleri vardı. Her karakter olması gereken şekildeydi hiçbiri bir tesadüf ve şans eseri gibi hissettirmedi gerçekten bu kitapta yer almaları gerekiyordu ve işte oradaydılar.
Karakterlerin dışında beni asıl etkileyen şey, beynimi adeta yakan o muazzam bilgilerdi. Kuantum fiziği, kuantum mekaniği, determinizm, kolektif bilinç, Schrödinger’in kedisi, Laplace’ın şeytanı, beyin dalgaları ve şu an aklıma gelmeyen pek çok kavram, zihnimi adeta zorladı. Tüm bu bilgiler kitaba öyle iyi yedirilmişti ki bazen büyü bozulmasın diye nefesimi tutarak okuduğumu bile anımsıyorum. Lisede herhangi bir kitapta görsem midemi bulandıracağından emin olduğum her bilgiyi öyle bir açlık ve merakla okudum ki hala inanamıyorum.
Finale gelecek olursam da olasılıksız gibi bir kitaba bundan daha farklı bir son yakışır mıydı diye düşünme şansını kendime tanımıyorum bile. Bu final, en başından beri bu hikâye için yaratılmıştı. Hikâye tamamlandığında, parçaların tek tek yerine oturduğunu hissettim ve anlatılanların yalnızca bir kurgu romanda değil, gerçek hayatta da mümkün olabileceğini düşündüm.
Olasılıksız, benim için yalnızca okunan bir kitap olmadı; düşündüren, sorgulatan ve zaman zaman rahatsız eden bir deneyime dönüştü. Bilim, felsefe ve gerilimi bir arada seven herkes için kaçırılmaması gereken bir roman. Bu romanın içerisinden benim en büyük çıkarımımsa şu yönde; Tüm değişkenleri bilen bir zihin için zaman yalnızca bir ayrıntıdır. Geçmiş çoktan çözümlenmiş, gelecek ise sıradan bir sonuçtur. Ölçmek, bilmenin; bilmek, hükmetmenin kapısını aralar. Ancak bu kusursuz düzenin içinde insan, iradesini nereye koyacağını bilemez. Belki de en büyük soru, geleceğin görülüp görülemeyeceği değil, görüldüğünde onunla ne yapılacağıdır.