Gönderi

7/10
·192 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 11:13
Beyaz Kale’yi okurken kendimi bir tarih hikâyesi okuyormuş gibi değil de, birinin zihninin içinde dolaşıyormuş gibi hissettim. Başta Venedikli bir gencin Osmanlı’da esir düşmesi, Hoca’yla karşılaşması, birlikte bir şeyler üretmeleri gibi daha “hikâye” tarafı ağır basıyor. Ama sayfalar ilerledikçe anlıyorsun ki asıl anlatılan şey macera falan değil; insanın kendine bakması, kendini başkasında görmesi. Hoca ile esir arasındaki ilişki beni en çok düşündüren yer oldu. Başta çok farklılar gibi duruyorlar: biri Doğulu, biri Batılı; biri özgür, biri tutsak. Ama zamanla bu ayrımlar eriyor. Birbirlerine benzemeye başlıyorlar, hatta bazen hangisinin kim olduğu bile karışıyor. Orada şunu düşündüm: Demek ki insan dediğin şey, sandığımız kadar sabit değil. Biraz çevresine, biraz karşısındakine, biraz da anlatılan hikâyelere göre şekilleniyor. Kitaptaki “Beyaz Kale” de benim için gerçek bir kaleden çok, insanın kafasında büyüttüğü şeylerin sembolü gibi geldi. Yenilmez sanılan, ulaşılamayan ama belki de en çok içimizde duran bir şey. Korkularımız, komplekslerimiz, üstünlük ya da aşağılık duygularımız gibi. Orhan Pamuk’un dili çok süslü değil ama cümlelerin altı dolu. Bazen bir sayfayı bitirip durup düşündüm: “Ben olsam ne yapardım? Ben kim olurdum?” Hikâye beni sürüklemedi belki ama zihnimde epey yol aldı. Bu da başka bir okuma zevki. Şunu da söylemem lazım: Kitapla duygusal bir bağ kurmak zor. Karakterler bana bazen insan gibi değil de fikir gibi geldi. Etkilendim ama ağlamadım, sarsılmadım. Daha çok düşündüm, tarttım, içimden tartıştım. Yine de Beyaz Kale’yi sevdim. Çünkü bana hazır cevaplar vermedi, beni rahatlatmadı. Aksine “sen kimsin?” diye sordu. Cevabını da bana bırakıp kenara çekildi. Her kitap bunu yapamıyor. Bu yüzden Beyaz Kale, kolay okunan değil ama insanın içine doğru açılan bir kitap olarak aklımda kaldı.
Beyaz KaleOrhan Pamuk · Can Yayınları · 199011,2bin okunma
·
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.