Geçen zaman değil bir ömür..
10/10
·378 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 23:27
Yoksulluk insanı yalnızca fakirleştirmez; aklını, ailesini ve inancını da elinden alır. Orhan Kemal’in Eskici ve Oğulları romanı, okuru büyük fikirlerle ya da yüksek cümlelerle karşılamaz. Tam tersine, çok tanıdık bir dünyanın içine bırakır. Diyaloglarla ilerleyen, son derece akıcı bu metinde anlatılanlar; sokakta, iş yerinde, tramvayda, pazarda her gün karşılaşabileceğimiz insanların hikâyesidir. Bu yüzden romanı okurken sık sık “bunu ben de yaşadım” ya da “buna ben de şahit oldum” duygusu oluşur. Orhan Kemal bu romanda okura bir mesaj dikte etmez, yol göstermez, ahlak dersi vermez. Olan biteni olduğu gibi anlatır ve yargıyı okura bırakır. Kitabın gücü de tam olarak buradan gelir: Gösterir, açıklamaz. Romanın merkezindeki Eskici karakteri çoğu zaman yanlış anlaşılmaya müsaittir. Bence Eskici zalim bir baba değildir; asıl belirleyici olan onun acizliğidir. Güçlü, varlıklı bir adam olsaydı aynı baba olmazdı. Yoksulluk onu bugüne sıkıştırmıştır. Her şey paraya, ev geçimine, bir sonraki güne çıkarabilmeye indirgenmiştir. Yarınların, hayallerin, uzun vadeli düşünmenin bir anlamı kalmamıştır. Bu yüzden öfkesi çabuk parlar, çabuk söner; kin tutmaz, pişman olur. Söyledikleri dilinde kalır, kalbinden değil. Eskici’nin meselesi iktidar ya da otorite kaybı değildir. Onun derdi paradır. Sürekli geçmişteki zenginliğini anlatması boşuna değildir: Ne giydiğini, ne yediğini, nasıl yaşadığını hatırlatır. Çünkü o zamanlar para zaten otoriteyi kendiliğinden getiriyordu. Bugün ise paranın yokluğu her şeyi çökertecek bir güçtür. Bu yüzden damat Ünal’ın getirdiği rakı ve yiyecek, Eskici’nin gözünde onu değerli kılar; hatta kimi zaman kendi çocuklarının önüne geçirir. Bu bir gurur meselesi değil, hayatta kalma refleksidir. Eskici’nin oğullarıyla yaşadığı çatışma da sanıldığı gibi kişisel değildir. Oğullarına değil, kendisinin devamına öfkelidir. Onlarda kendi sefaletinin sürdüğünü görür. Yoksulluk hepsini bir yılan gibi sarar; boğazlarını sıkar, kaçacak yer bırakmaz. Eskici bu durumdan kurtulmak ister ama nasıl kurtulacağını bilemez. Çıkış yolu olmayan insan plan yapamaz; sadece refleks verir. Bu da onu öfkeli, dağınık ve “deli” gibi görünen bir adama dönüştürür. Oğullar ise aynı kaderin farklı yüzleridir. Dışarıdan bakıldığında farklı yollar seçmiş gibi görünürler ama özünde hepsi aynı çemberin içindedir. Hiçbiri gerçekten kurtulmaz; sadece sefaletin biçimi değişir. Orhan Kemal burada bireysel karakterden çok koşulların belirleyiciliğini gösterir. Aynı yoksulluk, aynı çıkışsızlık, benzer sonlar. Romanda Tanrı meselesi de bu bağlamda ele alınır. Yoksulluk içindeki insan Tanrı’dan kopamaz ama ona öfke de duyar. Çünkü patronla, devletle, sistemle kavga edemez; en kolay ulaşılabilen, hesap sorulabilen güç Tanrı’dır. İyilik de kötülük de ona bağlanır. Bu, inançtan çok çaresizliğin kurduğu bir ilişkidir. Eskici ve Oğulları, yoksulluğun sadece cebi değil; düşünceyi, aileyi, insan ilişkilerini ve inancı da nasıl çürüttüğünü gösteren bir romandır. Kitabı bitirdiğimde geriye büyük bir umut değil, tanıdık bir hüzün kaldı. Orhan Kemal okuru rahatlatmaz. Yargılamaz ama yüzleşmeye zorlar. Ve belki de en rahatsız edici olan şudur: Anlattığı dünya hâlâ çok tanıdıktır. Eskici ve Oğulları
Eskici ve OğullarıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20218,5bin okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.