·523 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Ocak 2026 14:20 Şule Gürbüz – Kıyamet Emeklisi (1 & 2. Cilt)
Uzun zamandır beni bu kadar zorlayan bir hikaye okumamıştım. Kıyamet Emeklisi bana bir hikâye anlatmaktan çok, insanın içindeki kıyameti kurcalayan bir metin gibi geldi. Zaman, ölüm, inanç, akıl, delilik, bekleyiş… Hepsi var ama hiçbir şey net cevaplar vermiyor. Daha çok insanın “her şeyi biliyormuş gibi yapıp aslında hiçbir şeye yetişememe” hâlini anlatıyor gibi. Buradaki kıyamet bir son değil aslında insanın kendi içinde durmadan tekrar eden bir hesaplaşması.
Kitabın merkezinde Aziz var. Babası tarafından hiç görülmemiş, ailesiyle bağı kopmuş bir adam. Hayatı boyunca eksik hissettiği ama adını koyamadığı bir boşlukla yaşıyor. Çocuk yaşta yolu bir tekkeye düşüyor ve orada “Baba” dediği bir insanla karşılaşıyor. Kendi babasında hiç bulamadığı şefkati, ilgiyi, kabul edilmeyi onda görüyor ve Aziz’in hikâyesi, babasızlıkla, ailesinden kopuşla, oğlu ve kızıyla kuramadığı ilişkilerle ve bütün bunların içinde verdiği iç mücadeleyle ilerliyor.
Kitapta kendini gerçekten görme ve bulma halini de okuyoruz. Gürbüz, insanların çoğu zaman kendileri gibi yaşamadığını söylüyor. Olduğumuz kişiyle olmak istediğimiz kişi arasında sıkışıp kaldığımız. İnanan gibi yapanlar, hissediyormuş gibi davrananlar, biliyormuş gibi konuşanlar… Gürbüz bunu bağırmadan, yargılamadan ama çok net bir şekilde gösteriyor. İnsanların en çok da kendilerine yalan söylediklerini hissettiriyor.
Şunu da çok açıkça söyleyeyim.. Kolay okunan bir kitap değil. Bazı cümlelerde durup uzun uzun düşündüm. Hatta bazen yoruldum. Metin hızlanmana asla ama asla izin vermiyor, seni sürekli durduruyor. Bu yüzden herkese rahatlıkla önerebileceğim bir kitap değil.
Ama dili gerçekten çok ama çok güçlü.
Hakkaten çok iyi yazılmış. Cümleler süs olsun diye değil, bir şey taşısın diye kurulmuş. Okurken rahatlatmıyor ama sahici bir yerden rahatsız ediyor. O yüzden de bence daha çok okunmayı hak eden kitaplardan biri.