·344 syf.····Okunma: 10 Ocak 2026 16:56 Ne istediğini bilmeyen, sevgiyi, ilgiyi ve şefkati doyasıya sömürdüğü halde zerre kadarını vermekten imtina eden, netlikten ve sorumluluktan kaçan, karşındakini orada tutan ama içine almayan Rory; çocukluğumdan bu yana okuduğum tüm kötü karakterlerden daha kötüydün.
Görülmeyen, bekleyen, kendini tutan, bağlanan, derinleşen, karşısındakini olduğundan büyük seven Adelaide; paramparça olan kalbinin her bir parçası ruhumu acıttı.
Aslında Adelaide yanlış birini sevdiği için değil, doğru gibi görünen ama hiçbir zaman gerçekten orada olmayan birini sevdiği için kaybediyor kendini. Doğru gibi görünen bir “boşluğa” koyuyor o saf sevgisini. Aslında kandırılmıyor, görüyor ama bakmamayı tercih ediyor. Sevgimle düzeltirim sanıyor. Aptal oluşundan ya da körlüğünden değil kendi sevme kapasitesi başkalarında da var sanıyor.
124. sayfada kitabın mutlu sonla bitmeyeceğini anlayıp orada bırakmak, kalanını kendim yazmak istedim. Çünkü bir insan birini kaybetmeden, onu kaybedebileceğini anlamıyorsa, o hikâyede mutlu son yoktur. Ama en azından Rory’nin sorunun kendinde olduğunu anlamasını, Adelaide’ın yalnız kalarak iyileşmesini isterdim. Rory lise aşkıyla evlendi, güçlü kızımız da bipolar çıktı ve sonunda mutluluğu başka erkeğin kollarında buldu. Bağ kuramayan, hem ayranım dökülmesin diyen sadakatsiz Rory’de sorun yokmuş gibi “Rory de sevebiliyor ama sadece geçmişi. Kaybettikten sonra uyanıyor ama geç oluyor.” savunması yazıp Adelaide’a bipolar tanısı koymanın ne gereği vardı? Onun sevgisi hastalıklı değildi, terk ettiği kadınları takıntı yapan, yanındayken değer vermeyip sonradan dünyanın en gerçek aşkını yaşamış gibi role giren Rory hastaydı.
Fazlasıyla uzun bir inceleme oldu, özetle; bu kitap benim kalbimi kırdı.