İnsanların gerçekten özgür olması önemlidir. Özgür irade, insanların kendi kararlarını verme hakkı demektir. İnsanlar mekanikleşmeye başladıklarında, özgür iradelerini kaybederler. Zoraki iyilik yapmak, insanların içten gelmeyen davranışlarını ifade eder. Bu, insanların gerçek duygularını ve düşüncelerini gizlemelerine yol açar. İnsanlar, mekanikleşerek ve zoraki iyilik yaparak, kendilerini ve başkalarını yanıltabilirler. Özgür irade, insanların kendini gerçekleştirmesi ve kendi kararlarını vermesi için çok önemlidir. İnsanların mekanikleşmesi ve zoraki iyilik yapması, özgür iradeye aykırıdır. Özgür irade, insanların kendi kararlarını verme hakkını tanımlar. İnsanların mekanikleşmemesi ve zoraki iyilik yapmaması, özgür iradenin korunması için gereklidir.
Otomatik Portakal, okurunu ilk satırda kendi dilinin ve şiddetin sokaklarına sürükleyen, edebiyatın en sarsıcı kitaplarından birisidir. Bu kitabı sadece şiddet veya gençlik distopyası olarak okumak, kitabın önemli mesajını anlamamak demektir. Kitap, aslında devletin ve toplumun insan üzerindeki etkisine dair birEleştiri niteliğindedir.
Romanın anti-kahramanı Alex Betoowen müziklerini dinlerken çok mutlu olur. Birini döverken de aynı mutluluğu hisseder. Alex, kötülüğü bir tür sanat olarak görür ve sever. Ancak devlet, Alex'i suç işlemesini engellemek için Ludovico Tekniği uygular. Bu teknik, Alex'in suç işlemesini engeller ancak Alex'in seçme hakkını da elinden alır. Böylece Alex, insanlığını kaybetmiş olur. Alex'in suçlarından daha korkunç bir durum ortaya çıkar. Çünkü Alex'in seçme hakkı, onu insan yapan en önemli özelliktir. Bu yetisi elinden alınunca, Alex artık eskisi gibi değildir. Burgess burada insanlığa tarihin en tehlikeli sorusunu sorar: "Seçme hakkı olmayan, zorla 'iyi' edilmiş bir insan, gerçekten iyi midir; yoksa sadece kurmalı bir oyuncak mıdır?"
Kitabın adı olan “Otomatik Portakal” metaforu tam da bu çelişkiyi gösterir. Dışarıdan bakıldığında canlı, renkli ve organik görünür - tıpkı bir portakal gibi. Ama içini açtığımızda, çarklar, yaylar ve şartlandırmalarla dolu bir mekanizma görürüz. Bu, bir anlamda iradesizdir. Yazar, kötülüğü seçebilme özgürlüğünün, zorla dayatılan iyilikten daha onurlu olduğunu savunur. Bu görüş, hümanizmin sınırlarını zorlar. İyilik, ancak kötülük yapma potansiyeli olan birinin tercih etmesiyle anlam kazanır. Kötülük yapamayan biri iyi değildir, sadece etkisizdir.
Sonuç olarak Otomatik Portakal, özgür iradenin kutsallığına dair yazılmış karanlık bir ilahidir. Bize, suçun cezasından çok, ıslahın sınırlarını sorgulatır. Okura, güvenlik ve düzen uğruna ruhunu devlete teslim eden modern insanın trajedisini gösterir. Bu kitabı okumak; sadece bir distopyaya şahitlik etmek değil, insanın kendi içindeki o vahşi, ehlileşmemiş yanıyla yüzleşmesi ve şu gerçeği kabul etmesidir: Hata yapma özgürlüğü elinden alınmış bir insan, artık insan değil, sadece "kurmalı bir portakal"dır.