Tövbekâr Yargıç: Jean-Baptiste Clamence
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Kitapta, bizimle doğrudan konuşan, itiraflarını dile getiren ve okuru kendiyle yüzleştiren yargıcın adı bilinçli biçimde sembolik seçilmiştir. “Jean-Baptiste” adı, İncil’deki Vaftizci Yahya’ya gönderme yapar. “Jean”, Fransızcada “Yahya” anlamına gelirken, “Baptiste” ise “vaftiz eden” demektir. Bu isim, İncil’de önemli bir figür olan ve Hz. İsa’yı vaftiz eden Yahya Peygamber’i çağrıştırır. Camus, bu adlandırmayla karakterin ahlaki bir otorite iddiasını ve insanları sorgulamaya çağıran yönünü vurgular. Soyadı olan “Clamence” ise Fransızcada “merhamet” ve “bağışlayıcılık” anlamlarına gelir. Ancak bu anlam, karakterin tutumuyla bilinçli biçimde çelişir; Clamence merhameti temsil etmekten çok, yargılayan ve suçluluğu genelleyen bir figür hâline gelir. Böylece isim, karakterin içsel ikiyüzlülüğünü ve ahlaki düşüşünü simgeler. Romanın geçtiği yer olarak Amsterdam’da, özellikle Mexico-City Bar’dayız. Deniz seviyesinin altında bulunan bu şehir, Clamence’in ahlaki olarak “dibe vurmuş” hâlinin mekânsal bir karşılığıdır. Sisli havası, dar kanalları ve loş mekânları; karakterin iç dünyasındaki karanlığı, sıkışmışlığı ve boğulmuşluk hissini yansıtır. Mexico-City Bar ise adeta bir itiraf mekânıdır; burada söylenen sözler arınmaya değil, suçun paylaşılmasına hizmet eder. Başlangıçta Clamence, erdeminden, cömertliğinden ve nezaketinden söz ederek ne kadar iyi bir insan olduğunu anlatır. Ancak anlatı ilerledikçe bu iyilik hâlinin samimi bir erdemden çok, kendini yüceltmeye yönelik bir sahneleme olduğu açığa çıkar. Clamence, ahlaki üstünlüğünü başkalarının gözündeki imajı üzerinden kurar. İtirafların kırılma noktası, Kasım'ın bir gecesi yaşanan olaydır. Saat gecenin birinde, hafif bir yağmur eşliğinde evine giderken köprüde bir kadın görür. Kısa bir an durur, ardından hiçbir şey yapmadan yoluna devam eder. Bunun hemen sonrasında nehre doğru inen ve ansızın kesilen bir çığlık duyar. Geride kalan, yalnızca bir görüntü ve bir ses değil; gün geçtikçe büyüyecek olan sessiz bir suçluluk duygusudur. Clamence, bu olaydan sonra kendi ahlaki bütünlüğünü geri dönülmez biçimde kaybeder ve şu cümleyi kurar: “Ah, suç denen şeyin öldürmemek kadar, kişinin kendisinin de ölmemesi anlamına geldiğine kim inanırdı!?” Bu cümle, suç kavramına alışılmışın dışında bir anlam yükler. Suç, yalnızca başkasını öldürmek değildir; başkasının ölümü karşısında kendi vicdanını kurtarmayı ve bedel ödememeyi seçmektir. Bu olaydan sonra Clamence, Camus’nün deyimiyle bir “tövbekâr yargıç” rolüne bürünür. Kendi suçunu itiraf eder; fakat bu itiraf onu alçaltmaz. Aksine, başkalarını yargılama hakkını ona geri verir. Çünkü Clamence’e göre herkes suçludur ve suçun evrenselliği, kimsenin gerçekten masum olamayacağı anlamına gelir. Eserde önemli bir yer tutan alegorik anlatımlardan biri de çalıntı “Adil Yargıçlar” tablosudur. Tablonun adı, insanın adil olabileceği varsayımına dayanır ve adil hüküm veren yöneticileri ya da yargıçları temsil eder. Ancak tablonun çalınmış olması, bu varsayımı daha baştan geçersiz kılar. Camus’ye göre adalet, insanlar tarafından sıkça yüceltilen bir kavramdır; fakat onu temsil edecek kadar masum ve tutarlı bireyler yoktur. Adaleti savunanların bile çoğu zaman gizlediği bir suçluluk vardır; yargılama, çoğu kez kendini temize çıkarmanın bir yoludur Clamence’in çalıntı tabloyu saklaması da bu düşüncenin bir yansımasıdır. Kendini bir yargıç gibi görür; ancak aynı zamanda suçlu olduğunun da farkındadır. Bu nedenle tabloyu sergilemek yerine gizler. Böylece adalet, herkesin dilinde olan fakat kimsenin açıkça sahiplenemediği bir değere dönüşür. Benim diyeceğim şudur: Herkes kendini iyi bir insan olarak görebilir; fakat bu çoğu zaman bir ikiyüzlülük ve bencillik hâlidir. Yaptığımız her erdemli davranıştan sonra kendimizi yüceltme eğiliminde olur ve bu yüceltmeden haz duyarız. Ancak bu haz, ahlaki bir doğruluğun kanıtı değildir. Gerçekler ise bambaşkadır. Geride bıraktığımız hatalar, sessizce zarar verdiğimiz insanlar ve mahvettiğimiz hayatlar inkâr edilemez biçimde varlığını sürdürür. İnsan, yaptığı birkaç erdemli davranışla bu geçmişi silebileceğini sanır; oysa suç, unutmakla ortadan kalkmaz. Bir insanı öldürmek yalnızca onu köprüden atlayıp intihar etmesine seyirci kalmak değildir. Asıl öldürme, onu bu hayatın içinde yaşarken yok etmektir: değersizleştirmek, yalnız bırakmak, sessizlikle ezmek ve varlığını görünmez kılmaktır. Düşüş, suçtan arınmanın değil; suçla yaşamayı öğrenmenin romanıdır. Sonuç olarak, bazı durumlarda devam etmek—yalnızca devam etmek—insanüstü bir eylemdir. Kendi “Adil Yargıçlar” tablomuzu nerede sakladığımızı, hangi köprülerde durup geri döndüğümüzü düşünmemiz gerekir. Ve eğer bir gün adalet gerçekten ortaya çıkarsa, en başta onu savunduğunu iddia edenler yargılanacaktır.
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.