Düşüş

Albert Camus
Tasarımcı:
Utku Lomlu
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

"Kendim için fazla büyüğüm ben" Chardonne
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2023 28. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2023 12:40
Önce kısacık kendi gözümden yazarı anlatmak isterim. Hani bazı büyük yazarlar, eserlerinden ziyade karakterlerinden dolayı sevilirler ya, bu adam benim için öyle. Camus’nün 'saçma felsefesi'nde ve 'başkaldırma felsefesi'nde yoksulluk içinde geçen çocukluk yıllarının etkisini de hiçe sayamam. Varoluşçu olduğunu kabul etmese bile yaşamın yaşamaya değer olduğunu savunmaktan vazgeçmediği, hatta intiharın çözüm yöntemi olarak görülemeyeceğini söyleyerek, bir zamanlar yakın dostu olan Sartre ile fikir ayrılığına düştüğü de bir gerçek. (Dostluklarının son bulmasında aynı kadınla aşk yaşamalarının etkisini saymıyorum o başka bir günün konusu olsun) Gelelim bana her sayfasında “İnsan ne ise o mudur? Olması mümkün müdür? Ya da bir ideale varmaya çalışıyorsa, şu an nerededir?” diye sorduran bu şahane kitaba… Kitabı okumayanların bile ismine aşina olduğunu tahmin ettiğim ana karakter Jean Baptise Clamence, kendi yaşamını paylaşıyor bizimle. Varoluşuyla değil de rol yeteneğiyle zevk aldığından bahsediyor hayattan, iki yüzlülüğümüzü, bencilliğimizi, Proust’vari kıskançlığımızı yüzümüze vuruyor. Kendini hem ustalıkla suçluyor hem bu suçlardan aynı ustalıkta aklıyor benliğini. Hepimiz biraz böyle değil miyiz? Gerçeği aradığımızı söylerken koşar adım uzaklaştığımız tek şey salt gerçek değil mi? Uzatmak istemiyorum, henüz okumadıysanız lütfen bir an önce okuyun çünkü ben ne söylesem eksik kalır acı ve bilinçlenme bireyseldir.
Felsefe-Düşünce
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
《 D Ü Ş Ü Ş 》
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 87. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2025 17:57
Albert Camus’nün Nobel Edebiyat Ödüllü "Düşüş" adlı romanını daha sakin bir zamanda okumak isterdim. Hengâme içinde okumama rağmen dikkatimi kendine çeken, ahlaki sorgulamalarla insanı
Edebiyat & Roman
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2023 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2023 21:07
Bu inceleme; söz konusu roman, tavsiye üzerine Camus'nün dünyalarına kapı araladığım ilk eser, hakkında detaylı bir değerlendirme sunacak ve Albert Camus'nün bu önemli eseri hakkında
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
Erdemli olmak ya da Erdemli rolü yapmak..İşte tüm mesele bu.
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 14:53
Camus, ilk yirmi sayfada Clamence karakterini öyle bir anlatıyor ki direkt aklıma film karakteri Patrick Bateman geldi. Benzer yönlerine gelince o da mükemmeliyetçi, narsist ve içindeki kötülüğü,
Felsefe-Düşünce
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
Derin Felsefe
7/10
·104 syf.··
2024 14. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2024 20:04
Evett, Albert Camus'u, ilk kez okuduğum itirafname değeri taşıyan Düşüş kitabıyla tanıdım. Sanırım Albert Camus'u tanımak için yanlış bir kitabıyla başladım :) dili ağır bazı konular anlaşılmazdı benim için ama yeri geldiği bazı konularda olayları yani dünyada ki 'ikiyüzlü' insanları çok iyi anlatmış. Açıkcası böyle bir şey beklemiyordum, birazda bana sanki günlük yazarmışcasına geldi :)) Konusuna gelecek olursam Jean Baptiste Clamence saygın bir avukat, iyilik abidesi, her şeyiyle mükemmel görünmeye çalışan bir adam. Barda ismi bilinmeyen bir adamla karşılaşıyor ve başlıyorlar sohbete -tabi sohbette sadece Jean Baptiste Clamence'ye ait olan kısımlar var- Jean Baptiste Clamence, burda kendini 'Tövbekâr Yargıç' olarak adlandırıyor, hayatının en zirvelerini yaşarken kendini, hayatı sorguluyor ve git gide kendini bu 'mükememel' konumdan düşürüyor. Kitabı okurken çok yorucu geldi bana benimle aynı fikirde olan varmı bilemem ama az sayfalı bir kitap ve bitirirken yorgun hissettim. Kitabı derin felsefeyle ilgilenen, hayatı derinlemesine sorgulayanlara öneririm. Hoş bir kitap fakat sadece anlatılış biçimi hoşuma gitmedi.
Araştırma-İnceleme
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
Camus'ün " Sen de Suçlusun " kitabı
8/10
·104 syf.··
2025 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 19:16
Düşüş, alışılmış roman kalıplarını tamamen kırar. Klasik bir hikâye, kahraman, yan karakterler yoktur. Kitap boyunca tek bir kişinin (Jean-Baptiste Clamence) tek taraflı monoloğu vardır. Clamence, Amsterdam’ın sisli barlarında, “México-City” adlı bir barda, karşısına oturan sessiz bir dinleyiciye (ki bu dinleyici aslında biz okuruz) hayatını, suçunu, pişmanlığını ve ironik şekilde “kurtuluş”unu anlatır. Bu monolog tekniği inanılmaz etkilidir çünkü:Okur yargıç koltuğuna oturtulur. Clamence sürekli “Siz de yapardınız, değil mi?” diye sorar. Savunma ile suçlama arasında gidip gelir. Başta kendini suçlayan bir adam gibi görünür, ama yavaş yavaş anlarsın ki asıl suçladığı sensindir, insanlıktır. Bence herkes okumalı bu kitabı.
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
“Suç daima avukat bulur, masumiyet ise sadece bazen..”
10/10
·104 syf.·
2026 10. kitabı
Albert Camus
Albert Camus
okumaya yeni başlıyorum ve onu bu kadar ertelediğime kızıyorum, bilmiyorum belki de doğru zamanı şimdidir.
Albert Camus
Albert Camus
yine insan ruhunun derinine dalıyor ve düşüncelerini o derinde dolaştırıp çıkarıyor. Bazı kitaplar az sayfa sayısı olmasına rağmen günlerce kendini okutturur, üzerine düşündürür, sorgulatır, bitince de kafanızın bir köşesinde konuşur durur. Ömrünüz boyunca yazılanları hatırlarsınız.
Düşüş
Düşüş
tam da öyle oldu/olacak benim için. İçeriğinde bahsedilenleri ağır ağır sindirerek okumak lazım. Çünkü kişinin kendi benliğine dair yaptığı itiraflar yenilir yutulur değil! İnsanın kendi iç hesaplaşmaları, iki yüzlülüğü, yalanları üzerine tek kişilik dev hesaplaşma! Bu hesaplaşmayı ise tek bir ses, kendi sesi üzerinden yapıyor. Modern insanın ahlak, benlik ve gündelik hayatın içinde hep büründüğü korkunç ikiyüzlülüğü anlatıyor. İnsan belki yozlaşmış, belki süperego vesilesiyle ya da toplumsal beklentiyle bir hayat yaratıyor kendine. Komformist bir iyi yarattım sanıyor. Ama sanıyor işte.. Bir gün inşa ettiği ‘ben’ini yıkacak öyle bir şey yaşıyor ki o zaman dank ediyor ikiyüzlülüğü. Kendinin kuytusunu keşfettiğinde ise ‘düşüş’e geçiyor.. halbuki az evvel yücedeydi.
1000Kitap
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2024 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2024 18:26
Albert Camus’nun yazdığı bu roman, bir avukatın vicdanıyla yüzleşmesini konu alıyor. Başarılı bir kariyeri olan bu adam, bir intihar olayına tanık olduktan sonra hayatında ciddi değişiklikler yaşar. Kitap, insanın ikiyüzlülüğü, yalanlar ve toplumun gerçek yüzü gibi evrensel temalar etrafında şekilleniyor ve okuru derin bir içsel sorgulamaya davet ediyor. Camus’nun alaycı ve mizahi üslubu, hem düşündürüyor hem de bir şekilde güldürüyor. Okuması kolay gibi gözükse de, içeriğiyle uzun süre akılda kalıyor.
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
8/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
·
56 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2022 21:40
“Kısacası, mutlu yaşayabilmem için, seçtiğim varlıkların hiç yaşayamamaları gerekliydi.” (Sf 51/Can Yayınları)
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma
Kendi ikiyüzlülüğümüzle yüzleşebilir miyiz ?
10/10
·104 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 11:03
Düşüş benim için okuduğum kitaplar arasında ayrı bir yere sahip oldu. Bunun sebebi sürükleyici bir hikâye anlatması ya da şaşırtıcı olaylar barındırması değil; insanın içine işleyen ve okuduktan
1000Kitap
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.