Adı:
Düşüş
Baskı tarihi:
1961
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ataç Kitabevi
Baskılar:
Düşüş
Düşüş
Düşüş
Düşüş
99 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Bu kitap hakkında yazılacak çok şey var. Nereden başlayacağımı bilemedim.

İzninizle önce kitabı genel değerlendirip ardından kendi bakış açımla (-ki, bu kısmın epey farklı olacağını düşünüyorum) değerlendirmeyi planlıyorum.

Kitap, Albert Camus’nün 1956 yılında yayımlanmış romanıdır. Gerçi monolog (dinleyicilere bir kişinin anlattığı) demek daha doğru sanırım.

Konusu kısaca, Jean Baptiste Clemence adındaki bir avukatın bir barda (Amsterdam’da) karşısına çıkan bir ya da birkaç kişiye anlattığı (aslında kendisiyle hesaplaşıyor) birbirinden kopuk olaylardan oluşuyor. Clemence’i modern insan olarak gösterip Avrupa’nın modern insanını onun ağzından ‘Onlar gazete okurlar ve zina yaparlar.’ şeklinde (birkaç yerde geçiyor) eleştirmektedir.

Kitabın başında Clemence’i iyi bir insan şeklinde gösteriyor. Yakışıklı, çekici, doğa tarafından torpil yapılmış bir adam olarak anlatıyor. Ve bu özelliklerini kadınları elde etmek için çokça kullanıyor. Kitap ilerledikçe karakter oldukça değişik görünmeye başlıyor. Burada kesmeliyim. Kitabı açık etmemek gerek.

Şimdi kitaba kendi açımdan bakmak istiyorum. Acaba Camus, kitabı böyle değerlendireceğimi bilse yazar mıydı? Bence kesinlikle yazmazdı. Hatta (tabirimi mazur görün) kafa göz dalabilirdi bana.

Kitabı okumadan hemen önceki bir tarihte agnostik (Tanrının varlığına veya yokluğuna inanmak için yeterli veriye sahip olmadığımızı kabul eden inanç. Ateizmden farklı olarak Yaratıcı’nın varlığını tamamen reddetmeyen fakat bu konuyu düşünmeye gerek olmadığını savunan düşünce tarzı) bir arkadaşıma 'Eğer cennet ve cehennem yoksa, yani ödül veya cezanın olmadığı farz edilirse, insan denen yüksek ego sahibi ve kendinden başka kimseyi kolay kolay düşünmeyen canlı için her şey mubah değil midir?' diye sordum.

Şöyle bir açıklama getireyim öncelikle. Ben, Yaratıcı’nın varlığına ve birliğine inanmış bir insanım. Keza yaptığım doğruların ödülü olduğu gibi cezalarınında olacağına yürekten inanıyorum. Fakat bu, bile beni zaman zaman durdurmuyor. Bazen unutuyorum, bazen unutmuş gibi yapıyorum, bazen de günahını bile bile cezasına razı olma pahasına yapıyorum. Ben şu halde kendi nefsimi (ya da ego, benlik vs, siz nasıl derseniz) buyur etmeyi başaramazken ‘inanmayan’ bir insanın kendini tutması nasıl mümkün olur? Ben yaptığım her şeyin görüldüğüne eminken, tamamen kendi başına olan bir insan nasıl kendini tutabilir?

İşte bu soruları arkadaşıma yönelttim ve sağ olsun içtenlikle yanıtladı. Onu da tutan bir şey varmış. Vicdan! Yani (kendi inancıma göre konuşuyorum) Allah onları da kendi başına bırakıp istedikleri gibi davranmalarına fırsat vermeyecek bir ölçü ile yaratmış. Ve bu, onları gerçekten bağlıyor (hepsini değil tabii).

Şimdi tersini de düşünelim. Ben nasıl oluyor da inanmama rağmen günah işleyebiliyorum. Belki Allah affeder diye. Belki de nefsimin azgınlığı aklıma üstün gelip zaman zaman yenildiğim için. Onlar (dışladığımı düşünmeyin, insan insandır) nasıl oluyor da hiçbir ceza yokken keyiflerine göre yaşayamıyorlar? Cevap: VİCDAN!

İnancı olmayan ne insanlar görüyorum. Terbiyeli, merhametli ve iyi kalpli. Tam tersi inancını gözümüze sokan fakat yüzünden şirretlik akanlar da var. O zaman insanı içine göre değil, görünene göre değerlendirmek lazım belki de. Zira düşüncesi onu, davranışı bizi ilgilendirir. Biraz kitabın dışına çıkmış oldum, bağışlayın lütfen. Hemen topluyorum.

Ve kitap bu konudaki düşünceme tuz biber oldu. İnanmayan bir adamın vicdanının baskısının altındaki çöküşü ya da yazarın deyimiyle ‘düşüş’ü. Şükür ki (yine kendi inancıma göre konuşuyorum) Yaratıcı bu et parçalarına (ben de dahil) vicdan eklemiş.

Bakış açımı zenginleştirmesinden dolayı Albert Camus’nün bu kitabını okuduğum için müteşekkirim.
99 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Minik akvaryumunun içindeki obez ve ölümünü bekleyen turuncu japon balığının, Yozgat Sorgunda taşlı tarlaların bağrını süren Massey Ferguson marka bir traktörle olan ilişkisinin tanımı, sanırım bu kitap ve benim aramdaki mesafe ve alakaya denk düşüyor idi.. Kitabı sahaflarda sürekli görüp kendisine ,ısrarla ve hunharca Sezercik'in oynadığı Öksüzler filmindeki minnoş sıpa FISTIĞI kırbaclamak isteyen "ŞİŞKO NURİ" muamelesi yapıyordum..Sağolsun "Ve kitabevi" nden Baran çantama attı beğenmezsen geri getir değiştiririz diyerek .. Geldim eve 2 3 ay da kenarda bekledi , buzdolabında kalmış salçasız bulgur pilavı gibi ..Neymiş bu diye kısa olmasına aldanıp aldım elime...Birde yanıma bu biter yenisine başlarım diyerekten başka bir kitap alıp işe gittim ki...

---- AĞZINA TEFLON "DAVAYNAN" VURDULAR!!! T.H. (37) ----


Başlıktan da anlayacağınız üzere yokedici bir etkisi oldu.. hemen sadede geleyim uzun bir kritik yapacak denli kapsamlı özümsediğim söylenemez ( bir daha okunmayı hakediyor en azından tam anlamıyla hakim olabilmek için) ama şu kadarını söyleyeyim; eğer kendinize hayran ya da aşırı özgüvenliyseniz ve günleriniz manhattan'da gökdelen çatı katlarında bikinili kızlarla barbekü partileri yanına havuz ve yıllanmış macallan'lar ile geçiyor gibi geliyorsa TEBRİKLER!!! siz de 2 gün önce baktırdığı kahve falında kısmetine kavuşmayı bekleyen ve sevinçle pazar alışverişini yapıp filesini doldurup pazar dönüşü karşıdan karşıya geçerken freni boşalan çöp kamyonu altında kalan ve kısmetine kavuşan yeni emekli HAÇÇAM teyzenin akibetini paylaşacaklardansınız...( kısır ve az şekerli açık çaya talim edenler siz ufak olmasada derin sıyrıklarla atlatacaksınız )

Dmitri Shostakovich vs Küçük Emrah

Ne alaka deme kardeşim beni uyarmak zorunda bırakma alış artık bunlara rica ediyorum... Bu kaçıncı yorum yahu!!! =) spoiler da yok cicim..otoyollarda süzülen şerit ihlali yapan körüklü otobüsler gibi yaylana yaylana oku..

Kitap (kitap diyorum çünkü bu bir roman değil ancak bir deneme ya da inceleme kalıbına sokulabilir) pek çok yorumda da okuyacağınız üzere bir barda başlıyor. Eski avukat (yani SAVUNMA MAKAMI) , taze ağır ceza hakimi (yani YARGI MAKAMI ) kahramanımız da tıpkı mesleğindeki değişimi kişiliği üzerinden örneklendirerek ama bunu size kitap içerisinde güzel güzel yedirerek başlıyor size hayatındaki değişimleri anlatmaya ..Anlatmaya başlıyor dediysek böyle bir edi - büdü sendromu yok..bildiğiniz bir monolog havası hakim sohbete..ama kendini öyle güzel eleştiriyor ve buna karşılık savunmasını da öyle güzel yapıyor ki kalakalıyorsunuz.. hatta savunmasını yaptıktan sonra kendini çürütüp size de laf çarpıtıyor..ve en güzeli bunu saldırgan bir biçimde değil de adeta istemsiz ve farkında olmaksızın yapıyor.. sinsice..sanki tıklım tıkış bir otobüste sabah kahvaltısında 10 KİLO SOĞAN YEMİŞTE , DİŞLERİNİ FIRÇALAMASINA RAĞMEN HERŞEYDEN HABERSİZ BİR ŞEKİLDE FOSEPTİK CEHENNEMİNİ CEBİNE DOLDURUP , BUNU DA CİĞERLERİNİZE GÜMÜŞ TEPSİYLE SUNAN HEPİMİZİN ARTIK KANIKSADIĞI O GÜZEL YURDUM İNSANI EDASI İLE..Kişilerin kendini eleştirmesi gerçekten zordur ama Albert Camus bunu şizofreni derecesinde yemiş yutmuş zor olanı başarmış bir şahsiyet (bunu bir de Aziz Nesin'in Mum Hala'larında görmüştüm)..İnsan ilişkilerini ve davranışlarını öylesine güzel incelemiş ve gözlemlemiş ki bazı yerlerde sizde kendinizden bazı parçalar ve yaptığınız hataları buluyorsunuz ister istemez .size normal gelen pek çok kalıplaşmış olguya bu kitapla farklı bir boyuttan bir başkasının gözünden , yukardan görme şansınız oluyor.. yani herifçioğlu hem kendini yargılar hemde savunurken , hayatınızı Shostakovich'in 2 nolu Valsi kıvamında yaşayan SİZ, birden o güzelim ortamdan 90 larda disko topunun mekanı aydınlattığ ve arkada EMRAH'ın TiK - TaK parçasının ortalığı inlettiği bir mekana "DÜŞÜŞ"ü yaşıyorsunuz..daha da kötüsü sonrasında TOROS marka bir otomobilin kapı kolu olarak geçireceğiniz BİR BAŞKA HAYATINIZ olduğunun farkına varıyorsunuz =(

SON NOT : 100 sayfa olmasına rağmen 100 megaton çeken bir kitap.. ağır okuyun sürat felakettir..

evine bomba düşesice bitir ARTIK kritiği notu : söz konusu parcalar için linkler

(ben olsam hissiyatı anlamak için Shostakovich den başlardım )

Dmitri Shostakovich - Waltz No. 2 :
https://www.youtube.com/watch?v=mmCnQDUSO4I

Küçük Emrah - Tik Tak
https://www.youtube.com/watch?v=8qD4fuk1p_Q

BU DA SİZE HEDİYEM : TOROS KAPI KOLU !!! ( SON GÜLEN İYİ GÜLER) =)

https://store.donanimhaber.com/...c6b1db2817eb5c38.jpg

bu da massey ferguson : (New Holland ' a karşıyız gelenekten YANAYIZ!)

https://farm4.staticflickr.com/...80a4292d5_z.jpg?zz=1

bu kritikte Kup Kup Boy mahlasıyla sizlere 4lük armağan edemiyorum...bir sonraki işsiz kritikte buluşmak üzere...
99 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yine muhteşem bir eser ve yine sahnede Albert CAMUS. Bence Camus'un kitaplarının üzerine "Ağır felsefe içerir. Alırken iki kere düşünün, okuduktan sonra çokça düşünün." yazılmalı. Eser romandan ziyade bir felsefe kitabı bir anlatı. Ya da üsten hafif roman, alttan ağır felsefe. Camus bu eserinde çoğu yazarın yüzlerce sayfada veremediği mesajı, az sayfada doğrudan veriyor.

Eserde Clamence sizi bir barda karşılıyor ve başlıyor sizi mexico city sokaklarında gezdirmeye. Tabi bir yandanda anlatmaya başlıyor, eski deneyimlerini. Eski bir avukat yeni bir ağır ceza hakimi kendisi. Avukatlık dönemlerinde saygın bir avukatmış, hem de en tanınanlarından. Bir tepenin üzerinden herkese bakar, sahte erdemlerle gözlerini boyarmış toplumun. Bir sürü sahtelikler, düşkünlükler. Bir gün diyor öleceğimi anladım. Tabi benim korkum ölüm değildi, korkum gerçeklerimi bilen tek kişi olmaktı. Ve başlıyor eski gösterişli kimliğini yıkma çabalarına. Bu çabalar yoruyor onu, tutunacak dal kadınlar, alkol düşkünlüğü. En sonda düşüşünü aktarıyor okuyucuya.
Tabi bu işin görünen kısmı. Satır aralarında Camus'un toplumun genel durumuna ve bireyin sorunlarına ilişkin değerlendirmeler.

Ben kitabı çok beğendim. Ağır bir kitap ama roman okur gibi okumaktan ziyade, düşünerek okunduktan sonra biraz daha anlaşılır oluyor. Ayrıca Sisifos Söyleni okuyanlar için, bu daha kolay anlaşılır bir eser.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
99 syf.
·1 günde·8/10
Toplumsal hayatın eleştirisi bir avukat üzerinden yapılmış. Gündelik yaşamın ikiyüzlülükleri, hırsları ve ucuzluğu üzerine eleştiriler. Hayatın, insanın sahteciliğinden dem vurmuş. Kısa bir kitap olmasına rağmen ağır bir kitap denilebilir. Tavsiye ederim okuyun, ama bir roman gibi değil...
99 syf.
·10/10
Son zamanlarda Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ile birlikte okuduğum en etkileyici kitap oldu. Yabancı ile hayata ve insanlığa 'yabancılığımı' yüzüme vuran Camus, Düşüş ile de hayatta karşılaşacağım(ız) muhtemel bir 'düşüşü' gözlerimin önüne sermiş oldu.

"Size hizmetlerimi sunabilir miyim bayım, canınızı sıkmadan?" diye giriyor söze Clemence/Camus. Bu, bir sorudan öte bir rica, bir itirafta bulunma şansı. Sonra başlıyor iyilik dolu, canayakın, yardımsever yaşamını anlatmaya. Kitapta avukat olarak seçilmiş Clemence kişimiz 'yükseklerde yaşayan', her hareketi kendince erdem, ölçülülük ve iyilik barındıran birisi. Kendi deyimiyle karşıdan karşıya geçmesine yardım ettiği kör birine şapkasını çıkarıp selam verecek kadar erdem dolu. Clemence'ın kendi samimiyetine ve iyi niyetine inanabilirsiniz ancak ölçülmüş, biçilmiş muntazam davranışlarının kaynağı konusunda biraz düşünmek gerekiyor. Yardım ettiği köre verdiği selamın o kişiye değil; çevreye, yani topluma gittiğinin o da farkında. Bu noktada insanın başkalarına karşı davranış ve tutumlarının altında yatan gerçek niyet ve yönelimleri doğru tespit etmek gerekiyor.

"Ya ideal bulduğunuz şekilde erdemli, alçak gönüllü ve iyilik dolu yaşayıp sürekli yargılanır halde yaşayın ya da aşağılık olmayı kabul edip yargılardan kurtulun. Çünkü insanlar ancak o zaman bırakır yakanızı."
Peki bu yükseklerde süren yaşamın 'düşüşüne' sebep olan ne? Bir gün etrafınızda duyar gibi olduğunuz bir kahkaha belki. Belki de yanından geçip gittiğiniz bir kızın, siz birkaç adım attıktan sonra kendini köprüden aşağı bırakması. Ne olursa olsun insanın ikiyüzlülüğünün farkına varmak için ve sizi toplumun yargısına açık hale getirmek için ufak bir yara almak yetiyor. İnsanların yargısından kaçın diyor Clemence, ancak en ufak bir yarada kan kokusunun yırtıcıları etrafına çekeceğini de biliyor. Ve ilk yarayı kendi kendine açıyor. Çünkü insan kendisini yargılanır bulduğu zaman herkes tarafından yargılanabilir hale geliyor. Başladığı bu kendini sorgulama ve hareketlerini yargılama sebebiyle insanın ikiyüzlülüğünün farkına varıyor ve samimiyetsizliği, insanın varoluşundaki yapmacıklığı keşfediyor ve düşüş başlıyor. Aslında insanın hayatta hiçbir şekilde rahat edemeyeceğini de gösteriyor bize. Ne tam ayakta durabilir haldeyiz ne yere büsbütün uzanabiliyoruz.

Daha uzun uzun incelenmesi gerekir bu kitabın ancak bir fikrin değeri nasıl somut olarak ölçülemez ise bu kitabın da değeri 100 sayfalık haliyle ve burada yazılacak bir incelemeyle ölçülemez. 100 sayfalık kendisinden yüzlerce sayfa çıkarım yapılabilecek bir eser. Muhtemelen hayatımda daha birçok kez okuyacağım. Herkese de okumasını şiddetle tavsiye ederim.
99 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
• Kitabımızın karakteri eski ünlü çok  başarılı bir avukat ve yeni ağır ceza hakimi. Kendisi eski meslek hayatından itibaren bir anlatmaya başlıyor ki susturabilene aşk olsun. Bu kitap için bana göre daha çok felsefi anlatı yada deneme kitabı diyebiliriz çünkü romana çok benzemiyor. Roman gibi değil dedim diye gözünüz korkmasın asla sıkıcı bayıcı bir kitap değil, hacmi küçük anlattıkları büyük sadece. İnce ince düşündüren sindirilmesi gereken cümleler çok fazla. Kitabın bazı yerlerinde avukata biraz gıcık olsamda, kitaba kendimi vererek okuduğum zaman sevmeye başladım. :)
• Camus'un okuduğum 2. Kitabıydı diğeri de yabancı. Bu kitabı nedendir bilmiyorum ama yabancıdan daha çok sevdim. Belki de Clamenco'yu Meursaulttan fikirler bazında daha çok sevdiğim içindir.
• Bana göre uzun zaman aralıklarıyla bir kaç defa okunabilecek bir eser. Kütüphaneden alıp okumuştum ama daha sonra satın alıp okuyup kendi kütüphaneme eklemek istiyorum bu kitabı. Tekrar tekrar irdelemek, Jean Babtiste Clamence'nin toplum, insan, para, mahkemeler, suçlular gibi bir sürü konuda fikirlerini özümsemek üzerinde düşünmek istiyorum. Sizede şimdiden iyi okumalar dilerim.
99 syf.
·3 günde·6/10
İnce bir kitap ama öyle bir lokmada yutulacak cinsten değil. Olaylardan ziyade içsel bir yolculuk diyebilirim; düşünceler, fikirler, inançlar, yargılar... Yer yer Dostoyevski'nin "Yeraltından Notlar" kitabına benzettimse de öyle keyif alamadım.

Aslında "Yabancı" yı aldım zannediyordum, kitapçıda karışmış :) E artık almış bulununca da okudum. Bu kitabı beğenmesem de "Yabancı" yı merak ettiğim için Albert Camus'tan bir kitap daha okuyacağım. Eğer siz de yanlışlıkla alırsanız okuyun :)

Not: Yukarıdaki yorumu kitabın yarısına geldiğimde yazmış ama daha sonra fikrim değişebilir diye yayınlamamıştım. Malesef hiçbir harfini dahi değiştirmeden yayınlıyorum.
99 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Çok ilginç bir kitap. Açık söyleyeyim ben kitabı elime aldığımda, yazarın daha önce okuduğum kitapları gibi bir roman okuyacağımı sanıyordum.Fakat elimdeki kitap çok farklı bir şeydi. Nasıl adlandıracağımı bilemiyorum ama ille de roman demek gerekirse, buna tek kişilik felsefi bir roman demek daha uygun olacaktır sanırım.

Kitapta geçmişte güzel yaşamış, mesleğinde başarılı olmuş, özellikle de kadınların çok ilgisini çekmiş , eğlenceli ve varlıklı bir hayat sürmüş olan bir avukatın , o dönemlerinin geride kalmasından dolayı etkilenen ruhsal durumu ve geçmişi ile hesaplaşması anlatılıyor. Konu baştan sona avukatın ağzından aktarılıyor.

Felsefi yönü ağır basan bir kitap. Yaşam ve insan ilişkileriyle ilgili bir çok ilginç ve doğru tespitler yapılmış.Başta iyilik, kötülük, yardımseverlik, ikiyüzlülük, aşk, ölüm ve din olmak üzere insan hayatında olabilecek her türlü olaya felsefi olarak yaklaşılmış.
Bir roman gibi hızlı okunacak bir kitap değil. Ağır ağır okunması gerekiyor. Bu yüzden insan okurken biraz zorlanıyor. Yani açıkçası akıcı bir kitap değil.

Felsefi kitapları okumayı pek sevmeyen biri olarak nedense bu kitabı beğenerek okudum. Çünkü çok anlamlı ve doğru mesajlar içeriyordu.
Son cümle olarak, özellikle bu tür kitapları okumayı sevenlerin beğenerek okuyabileceği bir kitap diyorum.
99 syf.
·3 günde·9/10
Öncelikle çok farklı tarzda bir roman... Kısacık bir kitap olduğuna aldanmayın. Romanı 5 güne yaymış Camus. O kadar ağır ki dili ve anlatımı kesinlikle yavaş ve cümleleri irdeleyerek okumalı. Yoksa bir şey anlamayabilirsiniz. Çok fazla ders alınabilecek güzel cümleler var. Yazarın kendini anlatması hayatı betimlemesi gibi anlatılmış. Kişisel eleştirilerle yapmamız gerekenler ortaya çıkarılmış. Son olarak mutlaka ama mutlaka okunmalı. Ama uzun zaman ayırarak ve sakin kafayla. İçerisinde çok ders var. Beğendim. İlerde bir kez daha okuyabilirim. Yorumlarda olduğu gibi tam hakkını veremedim. Ama çok beğendim. Okuyun....
99 syf.
·4 günde·8/10
"Umutsuzluk" kelimesi, Albert Camus'yu ve eserlerini anlatmaya başlarken, kullanacağımız en yerinde kavram olur sanırım. Eserlerinde "umutsuzluk, intihar, uyumsuzluk, başkaldırı" konularını sıklıkla işliyor ve bu kavramlar üzerinden, diğer "varoluşçulara" pek benzemeyen kendi felsefesini anlatıyor. Burada insanın aklı aracılığıyla hem kendisini hem de dünyayı anlamlandırmaya çalışması söz konusu. Duyguların bu felsefede pek yeri yok.

Albert Camus'nun felsefesinde umutsuzluk, yaşamın saçma döngüsünden ve ölümden kaynaklanan bir durum. Yaşamın sıradanlığı ve canlılar için çare bulunamayan ölümün kesin gerçekliğinden kaynaklanan bir anlam sorunu ortaya çıkıyor. Bu durum insan için, belirli bir noktadan sonra katlanılamaz hale dönüşüyor. Ve insan umutsuzluğa kapılmış "uyumsuz" biri olarak yaşamını sürdürüyor. Camus'nun felsefesinde uyumsuzluktan kurtulmak için umut etmek yok. İnsan umut etmeden, intihar etmeden, yaşama bir anlam vermek zorunda ve yaşamak zorunda. "Yabancı" eserinde bu uyumsuz ve umutsuz karakter tam bir "kayıtsızlık abidesi" olarak karşımıza çıkıyor. Adamın annesi ölmüş fakat umrunda değil. Bu "kayıtsızlık" durumunu "Yanlışlık" isimli tiyatro eserinde de görebiliriz. Camus, "Sisifos Söyleni" eserinde umutsuzluğun karşısına bir "başkaldırı" durumu çıkarıyor. Yine yazarın "Asturya'da İsyan, Caligula, Adiller, Sıkıyönetim" isimli tiyatro eserleri de "başkaldırı" ve "özgürlük" konularının işlendiği kitaplar. Bu "başkaldırı" meselesini, "Başkaldıran İnsan" eserini okuduktan sonra tam anlamıyla değerlendirebileceğimi düşünüyorum. Bu adam neye, kime başkaldırıyor? Şimdilik bazı düşüncelerim var ama o kitabı henüz okumadım, bu konu o kitaba yazacağım incelemeye kalsın.

Gelelim "Düşüş"e. Bu eserde Camus; umutlu, insanlara yardım eden, idealleri olan bir karakter yaratıyor ilk başlarda. Sonra bu karakteri yukarıda bahsettiğim, dünyayı anlamlandırma karmaşasının içine sokuyor. Tabi bunu bir kurguyla yapıyor. Eseri okuyanlar "gülme" sesini hatırlayacaktır, okumayanlara ayrıntı vermeyeyim, okuyunca göreceklerdir. Daha sonra bu dünyayı anlanlandırma karmaşasının sonucunda "uyumsuz" bir insan çıkarıyor ortaya. Bu umutsuz karakterin hayatını anlamlandırma konusunda, Camus'nun ön plana çıkardığı yöntem ise, diğer eserlerine göre oldukça farklı. Burada "avukat" ve "yargıç" kavramları var. Kelime anlamı olarak avukat, yol gösteren, hak arayan, savunan kişi demek. Yargıç ise adaleti ortaya koyan, suçlayan ya da aklayan kişi. Eserin başında umutlu ve insanlara yardım ettiğini belirttiğimiz karakter Avukat'ken, hayatı anlamlandırmaya çalışması sonucu yaşadığı "düşüş" sebebiyle, eserin sonunda Yargıç'a dönüşüyor. Yani bana göre Camus şöyle diyor; umudunuz varsa insanlara yardım eder, onları savunursunuz, idealleriniz olur. Ama umudunuzu kaybettiyseniz, suçlamaya, yargılamaya başlarsınız. İşte Camus'nun bu eserde umutsuz karakterini hayatta tutmasına yarayan şey bu: Suçlama ve Yargılama...
Hepimiz suçluyuz, hepimiz yargıcız...
Burada konuyu toplumsal bir duruma da dönüştürüyor ve insanların ikiyüzlü olarak yaşaması üzerinde duruyor.

Son olarak eklemek istediğim birkaç alıntı var.

Bakınız ( #37194739 )
Bu alıntı Camus'nun kendi felsefesinde üzerinde durduğu umutsuzluk, intihar, başkaldırı, kayıtsızlık kavramlarının neredeyse hepsini içeriyor. Dikkatimi çeken nokta alıntının sonudur. Bu olayla ilgili bir Türk atasözü derki "Benim anam ağlayacağına, onun anası ağlasın"

Bakınız ( #37211275 )
Bu alıntıda Albert Camus'nun, yarattığı karakterin inancından ziyade, kendi görüşünü doğrudan yansıttığını düşünüyorum. Bu paragrafı İslam dinindeki ahiret inancı, kul hakkı, irade kavramlarıyla harmanlayarak okuyunca, insanı müthiş bir düşünce bataklığına saplıyor.

Bu kitaptan sonra Yaşar Kemal'in "Teneke" isimli eserini okuyacağım. Camus'nun eserlerinde üzerinde durduğu umutsuzluk hakkında, Yaşar Kemal'in bir sözü geldi aklıma. Camus'ya itafen son alıntı olarak da onu paylaşıyorum.
Bakınız ( #30239871 )

İyi okumalar...
99 syf.
·3 günde·8/10
Albert Camus'un kaleme aldığı Düşüş'te saygın bir avukat ve çapkın bir erkek olan Jean-Baptiste Clamence'in bir gün bir barda geçmişini hatırlaması ve kendisiyle yüzleşmesini okurken, aslında okur olarak biz de toplumla ve kendimizle yüzleşiyoruz. Onun itirafları, işlediği suçlar, yaptığı kötülükler, içinden geçenler, aslında hepimizden, hepimizin içinden, yaşamından birer parça taşıyor.. Camus, monolog olarak yazdığı bu eserinde cümleleriyle modern topluma ayna tutmuş ve aynı zamanda çok zekice bir şekilde de eleştirmiş. İnsanoğlunun riyakarlığı daha güzel anlatılamaz ve yüzüne vurulamazdı.. Okurken, Clamence'in gözünden kendimizi değerlendiriyor, bencilliğimizi ve çaresizliklerimizi gördükçe de yaptıklarımızı ve yapılanları yargılıyoruz. Düşüş, bence okunması biraz zor bir kitap. İnce ama fazlasıyla dolu. Anlaşılması için üzerine düşünülmesi, hatta zaman zaman tekrar okunması gerekenlerden.. İçinde altı çizilesi çok fazla cümle var, ve bence her bir cümle üzerine saatlerce konuşulabilecek nitelikle.
99 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Bazı cümlelerini tekrar tekrar okuduğum, not aldığım ve hakkında sayısız alıntı eklediğim mükemmel bir Albert Camus romanı.Yaşamın ikiyüzlülükleri, insanların saçma sapan hırsları, bencilliğin, çaresizliğin çok sağlam bir şekilde eleştirildiği bir kitap. Hafif bir kitap fakat oldukça ağır.
Kendimi herkesten daha zeki saymışımdır. Ama aynı zamanda daha duyarlı ve daha becerikli. Seçkin nişancı, benzersiz sürücü, en iyi aşık saymışımdır. Aşağılığımı kolayca görebileceğim alanlarda bile.

Örneğin yalnızca iyi bir oyun arkadaşı olduğum teniste eğer antrenman yapmaya vaktim olsaydı bu alandaki şampiyonları kolayca geçebileceğime inanıyordum. Kendime yalnızca üstünlükler tanıyordum.
...sanki kadınlardan birine karşı yüklendiğim borcu tüm öteki kadınlara yayıyormuşum gibi.
Albert Camus
Sayfa 50 - Can
Tabi gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir, aşağı yukarı yüzyılda iki ya da üç kez görülür. Bunların dışında boş gurur ya da can sıkıntısı vardır.
Eğer pezevenkler ve hırsızlar her zaman ve her yerde mahkum olsalardı, masum insanlar tümüyle ve hep masum sanacaklardı kendilerini...
''...hepimiz birbirimize benzemiyor muyuz; böyle, durmadan ve muhatapsız konuşarak, önceden cevapları bilsek de hep aynı sorularla karşılaşarak...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Düşüş
Baskı tarihi:
1961
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ataç Kitabevi
Baskılar:
Düşüş
Düşüş
Düşüş
Düşüş

Kitabı okuyanlar 2.145 okur

  • Zembîlfroş

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları