Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti adlı eserde Yaşar Kemal, değişen ve kalabalıklaşan İstanbul’u anlatır. Bu değişim yalnızca binaların çoğalması ya da nüfusun artmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda insanların doğayla, geleneklerle ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin de bozulduğunu gösterir. Yazar, bu dönüşümü Florya’daki ova ve kuşlar üzerinden somutlaştırır. Eskiden doğal ve geniş olan alanlar yapılaşmayla yok olurken, kuşların yaşam alanları da giderek daralmıştır. Bu durum, İstanbul’un plansız büyümesinin doğaya verdiği zararı gözler önüne serer.
Romanda anlatılan kuş satın alıp salma geleneği, ilk bakışta merhametli bir davranış gibi görünse de, Yaşar Kemal bu geleneği eleştirel bir bakışla ele alır. İnsanlar sevap kazanmak ya da vicdanlarını rahatlatmak için kuş satın alırken, aslında bu sistemin devam etmesine katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle eser, toplumun iyi niyetle yaptığı bazı davranışların nasıl bir sömürü düzenine dönüştüğünü eleştirir. Kuşların özgürlüğü, onların acı çekmesi üzerinden kazanılan bir “sevap” hâline gelmiştir.
Bu durum günümüzdeki dilencilik anlayışıyla benzerlik gösterir. İnsanlar para verdikçe dilencilik nasıl sona ermiyorsa, kuş satın alındıkça da kuşların yakalanıp satılması devam etmektedir. Yaşar Kemal burada bireysel iyilik anlayışını sorgular ve okuyucuya şu soruyu düşündürür: Gerçek iyilik, anlık vicdan rahatlatmak mıdır, yoksa sorunun kaynağını ortadan kaldırmak mıdır? Bu sorgulama, eserin toplumsal eleştiri yönünü güçlendiren önemli bir unsurdur.
Ayrıca yazar, modernleşme ve değişim karşısında toplumun çelişkili tutumunu da eleştirir. İnsanlar bir yandan doğayı yok ederken, diğer yandan doğaya acıdıklarını söylemektedir. Bu ikiyüzlü yaklaşım, toplumun doğayla olan bağının ne kadar zayıfladığını gösterir. Yaşar Kemal’e göre sorun yalnızca bireylerde değil, bu düzeni normalleştiren toplumsal yapıdadır.
Sonuç olarak Kuşlar da Gitti, İstanbul’un değişimini anlatan bir roman olmanın ötesinde, toplumun vicdan anlayışını, gelenekleri sorgulamadan sürdürmesini ve doğayla kurduğu çıkarcı ilişkiyi eleştiren güçlü bir toplumsal eleştiri eseridir. Roman, okuyucuya her geleneğin korunmasının gerekmediğini, gerçek insanlığın doğaya ve canlılara zarar vermeyen bir bilinçle mümkün olduğunu hatırlatır.