Uzun süredir inceleme yazmıyordum fakat bu satırlar, günlük niteliğindeki bu kitap, içimde birikenleri yazmaya itti, nitekim Cesare Pavese'nin de yapmış olduğu gibi.
Okumaya başlarken yazarın hayatında buluyorsunuz kendinizi. Yazdıklarından bahsediyor Cesare, şairliğinden, heyecanından ve daha birçok şey. Fakat günlüklerde bir anda şiirin yerini yaşam, eserlerin yerini anılar ve üslubun yerini de ölüm alıveriyor.
Çalışma masasında oturup kelime düşünürken hayatı düşünüyor çünkü bir yandan ve şöyle diyor "Dünyaya karşı yakınmak boş ve zararlı; bu kesin bir şey. Kendi kendimize yakınmanın da aynı derecede boş ve zararlı olup olmadığını ise bilmiyoruz." Cesare yakınmanın faydasızlığını düşünürken zihnindeki soruları kağıda dökmeye başlıyor. Başta onun için her zaman en kötüsünü düşünmek hayatı iyi kılabiliyorken anlamsızlaştırdığını da fark ediyor aynı zamanda. Yaşanan hayatın yerini ölüm merakı alıyor bu boş vermişlik sonucunda.
Kimi zaman çocukluğuna dönüyor ama geçmişin de bir faydasını göremiyor. Yeniden diyor, yeniden başlamalı. Ama bu noktada yenidenlerin önünde büyük bir engelle karşılaşıyor hep: yalnızlık. Kadınlardan dem vuruyor çoğu zaman. Bir yarım kalmışlık, bir hüzün ama en çok da aşkından dolayı pişmanlık.
Pavese'nin artan yalnızlığı ile yaşama uğraşı her bir sayfayla azalıyor. Cevapsız soruların, anlamsızlığın ve yaklaşan ölümün merakının arttığı satırlarda bir kalıp cümle tekrar ediyor. "Peki sonra?" Hatta bugüne kadarki en güçlü eserim dediği "Ay ve Şenlik Ateşleri"ni bitirmeden evvel şunu yazıyor. "Son günlerde kaç kez "Peki Sonra?" diye yazdın? Kafese girmiş hissediyoruz kendimizi, değil mi?"
Bu kafeste yalnız bir şekilde sonunun geleceğini biliyordu ve hatta kendi sonunu getireceğini de. Ölümü merak eder olmuştu, intiharın yürekliliğini de. Hayatı