Varvara Alekseyevna ile Makar Alekseyeviç arasında yazılan mektuplar üzerinden ilerleyen, mektup-roman türünün güçlü örneklerinden biridir. Daha ilk sayfalardan itibaren, tarihte önemli bir yer edinmiş Dostoyevski’nin kaleminden çıkmış bir eser okuduğunuzu hissedeceksiniz. Kelimeler adeta akar, sayfalar fark edilmeden hızla geçer.
Yoksulluğun, soğuğun, kavuşma ihtimali olmayan bir sevginin, hastalıkların ve ölümlerin kitabıdır. Ancak bu karanlık atmosferin içinde, Varvara ile Makar’ın birbirlerine duydukları saygı, kullandıkları hitaplar ve imkânsızlıklar içindeki karşılıklı yardımları insanı derinden etkiler. Fakirliğin en dibinde yaşayan insanların, hayata ve birbirlerine tutunma biçimleri çarpıcı bir şekilde yansıtılır.
Dostoyevski’nin ilk eseri olması bakımından da İnsancıklar ayrı bir öneme sahiptir. Kitabı okumadan önce bir arkadaşımın “Sırf Varvara’nın çocukluk anıları için bile okunur” demesi başlangıçta iddialı gelmişti; ancak roman ilerledikçe bu sözün ne kadar yerinde olduğunu anlıyorsunuz. Varvara’nın geçmişine dair anlatılanlar, karakterin ruh dünyasını anlamada anahtar niteliğindedir.
Eser, dönemin Sankt Peterburg’unun sosyal ve ekonomik panoramasını da sunar. Yoksulların dünyası, onların birbirlerinden beklentileri, küçük mutlulukları ve büyük hayal kırıklıkları son derece gerçekçi bir şekilde aktarılır. Makar’ın itiraf etmekten dahi çekindiği sevgisi; buna karşılık Varvara’nın duygularının ne olduğu konusunda okuru sürekli bir belirsizlikte bırakır. Varvara’nın hissettikleri gerçekten bir sevgi midir, yoksa yalnızca bir saygı ve içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulma arzusunun yansıması mıdır? Bu soru roman boyunca zihni meşgul eder.
Makar, elinden geldiği ölçüde biricik sevdiği Varvara için mücadele eder, onun iyiliği için kendinden vazgeçer ve sık sık Tanrı’dan yardım ister. Hastalıkların sardığı dönemlerde ise, iki karakterin birbirlerine duydukları içten üzüntüyü ve çaresizliği derinden hissedersiniz. Tüm bunları okurken, eserin eski bir dönem ürünü olduğunu bilmekte fayda vardır; çünkü günümüzde bu denli saf, fedakâr ve mahcup bir sevgi anlayışına rastlamak neredeyse imkânsızdır.
Romanın sonlarına gelindiğinde Varvara’nın, içinde bulunduğu hayattan kurtulmak adına evliliği bir çare olarak görmesi ve Makar’ı geride bırakarak gitmesi sarsıcıdır. Sonrasında ne olduğu açıkça anlatılmaz. Kitabı bitirdikten sonra nedense Makar’ın kısa bir süre sonra hayata veda ettiğini; Varvara’nın ise mutsuz bir evlilik içinde, amansız bir hastalığa yakalanarak kısa süre sonra öldüğünü düşündüm. Belki de Dostoyevski’nin açık uçlu bıraktığı bu son, okurun zihninde tamamlanmak üzere bilinçli olarak böyle tasarlanmıştır. Şahsen, ben yazsaydım, sona dair tahayyülüm de buna çok benzer olurdu.
Sonuç olarak İnsancıklar, yalnızca bir aşk ya da yoksulluk hikâyesi değil; insan onurunun, fedakârlığın ve sessiz acıların romanıdır. Dostoyevski’nin ileride kuracağı büyük edebî dünyanın ilk ve son derece güçlü adımıdır.