Puan vermedi·210 syf.····Okunma: 09 Ocak 2026 11:11 Kitabın kapağını kapattığımda yüreğime çöken ağırlığı ve dilimde düğümlenen cümleleri düşündüm. Dikkat çeker bir kapakta “Yaşamak” kelimesini görünce insan iyi şeyler görmek/duymak istiyor. E bir de üstüne sayfa sayısı az olunca iki günde bitiririm deyip alıyor bilmeden eline. Ben nerden bilebilirdim ki bu kitabın en amiyane tabirle beni duvardan duvara vuracağını. Buradan kitap kötüydü anlamı çıkmasın lütfen. Aksine kitap çok çok iyiydi. Fugui’nin yaşamı ekseninde Kominizmin varacağı noktayı incelikle ve gerçeklikle aktarmış yazar. Üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzende bile ezilen zarar gören yine işçinin kendisi oluyor. Bunları anlatırken arka planda Çinin yakın tarihine tanıklık etmemizi sağlıyor yazar aynı zamanda Mao döneminde yaşanan Kültür Devrimi ve bu devrimin onda yarattığı travmaların izlerine de..
Kitapta merak ögesi neredeyse canlılığını hiç yitirmiyor.
İlk ölümle dumura uğradım. Ardından gelen ölümlerin yarattığı şaşkınlığı gizleyemedim. Uzun zamandır kitap okurken gözyaşı dökmemiştim. Neye ağladığımı da anlamadım. Anlatılanların trajikliğine mi, gerçekliğine mi, ana karakterle kurduğum bağa mı..? Sanırım tüm bunlara/acı kayıplarına rağmen Fugui’nin yaşamasına ağladım ben. Gençliğinde sahip olduğu her şeyi har vurup harman savurmasının bedelini yaşarken sevdiklerini kaybetmekle ödüyor.
Son olarak Fugui ve öküzünü Yeşil Yol filmindeki Poul Edgecomb karakteri ve faresine benzettim. Tıpkı onlar gibi ölümsüzlük lanetine yakalanmış sanırım.
Fugui daha kaç ölüm görecek bilmiyorum ama ben yaşamanın tam da böyle bir şey olduğunu artık biliyorum.