·232 syf.····Okunma: 11 Ocak 2026 17:46 2026'nın ilk kitabını bitirdim. Büyük bir zevkle okudum diyebilirim. Merak eden kit@pkolikler hiç düşünmeden gönül rahatlığıyla okuyabilirler.
İtalyan edebiyatının vazgeçilmez bir klasiği dir Tatar Çölü.
Dino Buzzati'nin ilk olarak 1940 yılında yayımlanan romanı tatar çölü, modern edebiyat döneminin en önemli eserlerinden biridir.
Anlatımı yalın betimlemeler yerinde ve abartılı uzunlukta olmayan otobiyografik ögeler içeren en önemli kitabıdır Buzatti'nin.
“Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? der Kafka. İşte bu kitap bu sözün tam karşılığıdır diyebiliriz.
Kitap, kuzeyde yer alan ve önünde tatar çölü olarak adlandırılan uçsuz bucaksız ıssız bir bölgenin bulunduğu Bastiani kalesine atanan genç subay Giovanni Drogo'nun yaklaşık 30 yıllık hayatını bizlere anlatmaktadır. kahraman olma güdüsüyle kaledeki hayata kendini mahkum eden, konfor alanında çıkmayıp yıllarca süren bir uyuşukluğun kollarına kendini bırakan drogo, yaşadığımız hayatı sorgulama adına oldukça önemli biridir.
Alışkanlıkların ve iç dünyada yer alan sonsuz bir umudun kitabıdır eserimiz.zaten ömrümüzü hep bir şeyi umut etmek ve beklemek ile geçirmez miyiz?
Ana karakterin alışkanlıkların rahatlığına ve insanoğlunun onları bırakmasının ne denli zor olduğunun yaşandığı serüvende biz de onunla birlikte yaşamış oluyoruz. bırakmayı düşündüğü her an tekrar heyecanlanıyor, "bitir artık, kır bu döngüyü" diyoruz kendi içimizde.
Kitabı bitirdikten sonra, Lermantov- Bir Zamanların Kahramanı, Albert Camus-Yabancı, Nikos Kazancakis-Zorba kitaplarını hatırlatan ve o kivamda tat bir his bırakır dimağımızda.
Ertelemenin ve beklemenin bir yerden sonra yapışıp kalan bir alışkanlık haline geldiğini ve göz göre göre hayatın gözlerinizin önünde kayıp gitmesine neden olacağını, romanın ana karakterinin yalnızlığı ile birlikte eksiksiz bir şekilde insanın önüne koyuyor tatar çölü.
Kitap yeni teğmen olan bir gencin ilk görev yeri olarak sürgün yeri sayılan bir sınır kalesinde görev yapmaya başlamasını ve akabinde gelişen olayları anlatıyor.zaman zaman yavaş ilerlese bile kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.eğer bir şeylerin kendiliğinden olmasını bekliyor, hayatınızı yaşamak yerine iyiyi umarak vaktinizi harcıyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Dino buzzati'nin başyapıt denebilecek seviyede olan bu eserde yazar tüm kitap boyunca zamanın aslında çok hızlı akıp gittiğini, hayatının her anında insanın bir şeyleri beklediğini ve bu süreçte anı yaşamayarak belki de hayatı yaşamayı kaçırdığını yüzümüze muhteşem bir dil ve akıcılıkla vurur.
Kitap, tüm yaşamımızın kısa roman şeklinde ifadesinden ibaret.“artık bir şeyler olmalı” umuduyla yaşamaya çalışan, küçük olaylarla oyalanan ama asla tatmin olmayan, bir zaman sonra bir şeylerin olmasını da umursamayıp alışkanlıktan yaşayan insanlarız.beklenen olay gerçekleşeceği zaman ise, iş işten geçmiştir artık. uğruna feda ettiğimiz yıllar bizi tüketmiştir. güç de heves de kalmaz geriye. yapılabilir tek bir şey vardır: ölmek. onu da en güzel şekilde yapmak gerekir ki boşa giden emeklerin bir karşılığı olsun.
Su gibi akıp giden yılları küçük bir ihtimal kapısını çalacak fırsatları bekleyerek tüketen ne kadar çok insan var aslında. kimimiz keşfedilmeyi, kimimiz sevilmeyi, kimimiz tıpkı kitaptaki askerler gibi kahraman olmayı bekliyoruz. halbuki yıllar çok çabuk geçiyor. halen daha gencim, güzelim, güçlüyüm diye kendimizi avuturken yaşlanıyor ve fırsatları bir bir tepiyoruz. nihayet çıkacağımız merdivenler azalmadan yaşlanıyoruz ve soluğumuz artık hayallerimize eşlik edemez hale geliyor.
Aslında herkesin kendine ait bir Bastiani kalesi ve Tatar çölü var. bir de yolunu gözlediği, hayatına anlam katacak tatarları. o kale bizim iç dünyamız ise tatarlar da yaşama anlam katacağına dair saplantılaştırdığımız beklentilerimiz. ve bizi hayattan alıkoyan o beklentilere ulaşabileceğimize dair yanlış inançlar, bu yanlış inançlar o beklentilerin yolunu gözleten saplatınlar özünde. bununla birlikte, beklentilerin bir türlü varamadığı o saplanılan mekan kuru, sessiz, ıssız bir çöl. beklentileri saplantı haline getirenlerin tatar çölü.
Umut bazen tehlikeli. umut etmek güzel olsa dahi daha güzel şeylerin de olabileceğine dair bir inanç ve gerçekçilik daha sağlıklıdır. aksi halde inatla tek bir şeye anlam yüklemek bireyin hayatını bilinçsizce sıradanlaştırması ve sığlaştırması ile sonuçlanabilir.drogo tam olarak bunu yaptı işte. o çölden bir gün tatarların geleceği ve onlara karşı verdiği mücadele ile bir kahraman asker olabileceği beklentisi ile şehre dönüşünü erteledi.
Bir okur olarak kitap kapağını kapattığımda şöyle söyledim:onu bekleyen şey hayatın ta kendisiymiş…
dino buzzatti'nin romanı olağanüstü bir hayat alegorisidir aslında, hep şaşırtıcı olanı beklediğimiz bu hayattaki tek hakiki olay ölümdür mesajını verir.
Alıntılar:
“Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki insan: Artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli” .
“Bir sayfa, böylece, yavaşça çevrildi ve tüketilmiş günlere eklenerek öbür tarafa geçti, şimdilik biriken sayfalar ince bir cilt oluşturmakta ama buna karşılık kalan sayfalar bitmek bilmez bir hacim sunmaktadır. ama yine de biten bir sayfadır, teğmenim, yani yaşamın bir parçası.”
"Günler birbirine benziyor ve uygun adım yürüyen askerler gibi sonsuza değin tekrarlanıyordu.Yine de zaman geçiyordu; insanları hiç düşünmeden, dünyada gidip geliyor, güzel şeyleri solduruyor; ve henüz adı bile konmamış yeni doğmuş bebekler de dahil olmak üzere hiç kimse onun elinden kurtulamıyordu.”
" .. Birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindirmiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı bu durumun oluşturduğunu fark etti. .."
"Eskiden yaşamını besleyen her şey uzaklaşmıştı, kendi yerinin rahatlıkla işgal edildiği yabancı bir dünyaydı o artık."
Ah, bu bir zam anlar arzuladığından çok daha zor bir muharebeydi. Yaşlı savaşçılar bile bunu denememeyi tercih ederlerdi. Çünkü açık havada, kargaşanın ortasında, henüz genç ve sağlıklı bir bedene sahipken, zafer borularının öttüğü anda ölmek güzel olabilir; ama bir hastane koğuşunda uzun uzun acı çektikten sonra ölm ek daha kötüdür herhalde; evde, sevgi dolu ilenm eler, hafif ışıklar ve ilaç şişeleri arasında ölmek daha melankoliktir. Ama bilinmeyen, yabancı bir diyarda, sıradan bir han odasında, yaşlı ve çirkinleşm iş bir biçim de, dünyada, arkada hiç kimsenin kalmadığını bilerek ölmek kadar zor hiçbir şey olamazdı.