·56 syf.····Okunma: 12 Ocak 2026 00:00 “Gençlik bazılarına hayatın armağınıdır, bazılarınınsa tek çaresi onu çalmaya çalışmaktır.”
Üf! Pek övülen genç (hatta gencecik!) Fransız yazar Edouard Louis boşa övülmüyormuş. Kendisiyle 51 sayfalık minicik metni Babamı Kim Öldürdü ile tanıştım ve ilişkimizin uzun yıllar süreceğini şimdiden biliyorum.
Bir kitabın nasıl her kelimesi yerli yerinde olur, nasıl tek bir fazlası olmaz, nasıl derdini böyle doğru bir yerden, insanın içine bunca işleyerek anlatabilir? Hayranlıkla okudum.
Toplumlarımızda, kültürlerimizde bozuk, zehirli, ölümcül ne çok şey var. Her kuşak bir yerden zehirlenip, kendi yetiştirdiği bir sonraki kuşağı başka bir yerden zehirliyor. Louis’in babası kendi alkolik babası gibi oğlunu dövmüyor ama başka tür bir erkeklik fikriyle zehirliyor, kimliksizleştiriyor oğlunu. Şöyle yazıyor Edouard Louis: “Tuhaf aslında, babanın şiddetine sürekli tanık olduğun için asla şiddete başvurmayacağını tekrarlar dururdun, takıntı gibiydi sende, çocuklarına asla vurmayacağını söylerdin. Şiddet her zaman, sadece şiddet üretmez. Uzun zaman şu cümleye inanıp tekrarlayıp durdum zihnimde: Şiddet şiddetin sonucudur. Yanılmışım. Şiddet bizi şiddetten kurtardı.”
Louis’in babasına yazdığı uzun bir mektup gibi bu kitap. Bir tür hesaplaşma. Tüm hesaplaşmalar gibi bir anlama, anlatma, anlaşılma, iyileşme ihtiyacı da aslında. Yıllarca oğlunun eşcinselliğini kabul edememiş, kendi mutsuzluğunu ona boca etmiş babasını anlama, onunla barışma girişimi. Babasının yaşayamadığı hayata ağıt bir yanıyla, o yaşanamamış hayatın isimleri herkesçe bilinen isimsiz sorumlularına, siyasetçilerine dair bir suç duyurusu. Yıllarca fabrikada korkunç koşullarda çalıştıktan sonra iş göremez hale gelen, ardından da son yıllarda “devleti küçülteceğiz” diye sosyal yardım politikalarını bir bir rafa kaldıran herkese; Hollanda, Sarkozy, Chirac, Macron; “sizler katilsiniz” diye bağıran bir metin.
Yer yer Jean-Louis Fournier’nin “Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam”ını anımsatan ama bence ondan çok çok daha güçlü bir kitap bu. Çünkü kişisel olanı toplumsal olana bakmadan anlayamayacağımızı mükemmelen anlatıyor. Ve bunu sadece 51 sayfada beceriyor. Büyük bir saygı ve hayranlık duydum. Ne diyebilirim ki.