#reklamdeğiltavsiye #kitaplarımıkendimalıyorum
22 yasındaki Marissa Lewis, kendi evinin ön bahçesinde, ucu tırtıklı keskin bir bıçakla defalarca bıçaklanarak öldürülmüştür. Kapının ardı ise şaşırtıcı biçimde tertiplidir; içeride ne bir boğuşma izi vardır ne de zorla girildiğine dair en ufak bir işaret. Cinayet, evin dışına hapsolmuştur Tıpkı Marissa'nın sırları gibi...
Marissa, geceleri Londra'nin farklı köşelerindeki gece kulüplerinde sahne alan bir burlesk dansçısıdır. Gündüzleri ise Hilly Fields'te yaşayan yaşlı bir kadına bakıcılık yapar. Iki ayrı hayat, iki ayrı yüz... Ve her yüz, potansiyel bir gölge taşır
Dedektif Erika Foster icin bu dava yalnızca bir cinayet değildir; Gaz maskesi takan siyahlara bürünmüş bir saldırganın ortaya çıkısıyla dosya daha da karanlık bir hâl alır Olaylar birbirine bağlanır gibi olurken, Erika istemeden de olsa sorusturmadan uzaklasmak zorunda kalır. Kayınpederinin ani rahatsızlığı nedeniyle dosya, dava vekili Moss'a devredilir
Ve tam bu noktada hikâye yön değiştirir
Moss'un saldırıya uğramasıyla birlikte tüm oklar kendisine "T" diyen sapkın bir adamı gösterir Okur olarak biz de buna inanıriz. Hatta defalarca okusanız bile, yazarın ustaca bıraktığı bir ipucu sizi aynı sonuca götürür. Katil odur. Bundan eminizdir.
Ama yanılırız.
Erika'nın dikkatinden kaçmayan küçük bir detay, tüm kurguyu yerle bir eder. "T" yakalanır ama gerçek katil o değildir. Hikâye beklenmedik bir noktaya evrilir ve tüm parçalar geriye dönüp yeniden anlam kazanır.
Son sayfa kapandığında geride cevapsız sorular kalmaz. Her şey yerli yerine oturur. Yazar, okuru yarı yolda bırakmaz; aksine, ustalıkla örülmüş bir yapbozu tamamlamanın tatminini sunar.
Polisiye seviyorsanız değil, iyi kurgulanmış bir hikâye okumak istiyorsanız bu seriye mutlaka şans verin. Cünkü bazı kitaplar sadece okunmaz; sizi de suç mahalline bırakır.
Benden size tavsiyedir
Kitapla kalın