·1120 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ocak 2026 22:08 Bir dünya klasiği olan eser mi, yoksa konusunu oluşturan sıkıntılar mı ?. Diye sormadan edemiyor insan son cümlesini de okuyup kapağını kapatınca kitabın...
Ve "Acılarımız tarih kadar eski.." deyişi geldi aklıma Sezen'in.
Adı Anna, Helen, Çiğdem ya da Bihter. Ne fark eder. Sevilmeye açken ve hiç anlaşılmamışken. İlgiye sevgiye muhtaçken. Başka şeylerin varlığı önemlimiydi. 'Yaşamak neye yarar' değil miydi? Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk. Mı?
Dönem ve toplum değişse de toplumun dayattığı bazı kurallar değişmiyor. 1800 lü yılların Rus toplumunda geçen hikâye, hep varolan ve dünya genelinde hâlâ ağır ahlâk kusuru olarak kabul edilen trajik bir vakâ olmayı sürdürüyor.
Seven kadından her zaman korkarım. Ne yapacağını bilemezsin.
" Zaten mutsuzum, en çok yine mutsuz olurum" diyerek kalbini dinledi Anna. İlk defa aşkı tattığı, sevdiği adam için sahip olduğu herşeyinden vazgeçti. Bir çeşit aşkı memnu olayı anlayacağınız. Ama Annalar her zaman cesurca ve kararlı bir şekilde sever, Behlüller yapamaz kaçar.
Toplumun beklentilerine karşı bireyin istekleri.
Evet, bu çatışma Tutkulu, cesur, zekî ve dürüst insanlar için genelde yaşanmaz bir dünya yaratır. Birey, karşılaştığı tercihlerde ne istediğini bilerek bu beklentilere meydan okursa -yani daha çok toplum için değil de daha çok kendisi için yaşarsa- toplum tarafından suçlu ilan edilir.
Peki Anna ve de Annalar suçlu mu sizce? Henüz karar verme bilincinde bile değilken kendilerinden yirmi yaş büyük varlıklı varlıksız makam, zenginlik ve kendinden başka birşeyi düşünmez yaratıklara eş diye sunulmaları, ihmal edilip bir eşya gibi kullanılmaları, susuz kalmış bir çiçek gibi soldurulmaları suç olmuyor ama Onların bu aşağılanmayı reddedip terketmeleri suç mu sizce? Hikâyedeki dönemin toplumunda erkek istemediği sürece boşanamıyor bunu da belirtelim. Anna nın sonunu kendisi değil, onu ötekileştirip korkunç bir yaratıkmış gibi dışlayan acımasızca mobing uygulayan toplum hazırladı.
Toplumlar hastalıklıdır, yalancıdır, bireyden daha çok bencildir, ikiyüzlüdür, yozlaşmıştır, vahşidir, acımasızdır, katildir, hasettir, fesattır, bireysel de yok sayılan yok edilen istekler, planlar kendi düzenini dizayn etmede kullanılır.
Evet Anna, cesur dürüst ne istediğini bilen bir kadındı. Bin türlü rezilliği yapıp örten korkak köleler olarak, kocalarının kendilerini sürekli aldatmasına rağmen hepsini lüx bir hayat sürme pahasına sineye çekenlerden olmadı. Toplumun ona biçeceği acımasız rolü hiç umursamadan kabul ederek, dürüstçe, herşeyi bırakıp aşkın peşinden gitti.
Toplumlar malesef Annalar kadar dürüst ve merhametli değil. O yüzden Anna ve onun gibileri sevmez, bireyin kendine değer vermesini kabul edemez, onu yok etmek için ne gerekirse yapar. Adım adım sonunu getirir sonra da o toplumun birer dişlisi olan ve onun cesaretini, dürüstlüğünü, kendilerinin değil de , tutkularının peşinden giden özgür ruhlu oluşunu hazmedemeyen çekemeyen bireyler tatafından suçlu ilan edilir. Bütün sorumluluk Anna'nındır, bu sonu O istemiştir, katil de o dur.
Ona bir parça sevgiyi çok görenlerin ihmal edip dinlemeyenlerin, sevişilecek ve çocuk doğuracak bir canlıdan ibaret olduğunu düşünen çevresini oluşturan o toplumun hiç suçu yok mu?
Tolstoy, Anna Karenina yı anlatarak bizim vicdanımıza bırakıyor. Alın siz yargılayın bu davayı size havale ettim diyor aslında.
Tren garında başlayan Anna nın hikâyesi yine tren garında yine aynı kaza görüntüsüyle bitiyor. Tolstoy un muazzam bir tekniği göze çarpıyor burada.
Eser sadece Anna' nın hikâyesinden ibaret değil bu arada, dönem Rusya sının siyasi ekonomik ve sosyal sorunlarını roman karakterleri üzerinden işe felsefeyi de karıştırarak bir güzel irdeliyor. Osmanlı-Rus savaşı ve slav milletlerin isyanlarına da Türkleri yeniyoruz, vs. gibi değiniliyor.
Ayrı ayrı beş ya da altı ailenin hayatları hikâye ediliyor, Bazen sayfalarca Anna ya sıra gelmiyor. Bölümler var tabi ki. Her klasik gibi dönemine ışık tutuyor.
Son olarak, esas hikayemiz ve kahramanı Anna üzerinden toplum ahlâkının bireysel ahlâka göre durumu sınava çekilmiş bence.
Aşka müptela insan için slogan " Aşkın olduğu yerde daha ciddi ne olabilir. " şeklindedir. Orjinali ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir.di.
Çok güzeldi. Ölmeden okunmalı dediklerim arasında. Mutlaka okuyun derim.
Kitapla kalın Hoşçakalın kitap dostları.