·752 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ocak 2026 18:47 Vedat Türkali ile tanışma kitabım.
Sadece “Vedat Türkali ile tanışma” demek yanlış değil ama eksik kalır.
Menderes ve CHP çekişmeleri, işçi hareketlerinin Türkiye’de başlaması ve Türkiye’nin 1950–1960 yıllarına bambaşka bir yönden tanışma kitabım desem daha doğru olur.
Kitaba yalnızca “aşk ve ideoloji romanı” demek de büyük haksızlık olur.
Bu ülkede erkek olmanın ağırlığı, ayrıcalığı; bireyin kendisine bile itiraf edemediği bencillikleriyle yüzleşmeleri; yüzleşirken bile kendini yüceltmeleri; tüm yapılan hataları türlü kılıflara uydurmaları, mazur göstermeleri…
Kadın olmanın yükü, aile olmayı tek başına sırtlamak…
Roman; tarihsel, toplumsal, duygusal ve kişisel olanı iç içe geçirirken keyifli, duygusal bir okuma sunmuyor. Bilakis okuyucuyu rahatsız ediyor, kışkırtıyor adeta.
Kenan …
Türkali, herkesin seveceği “ortalama okura” hitap etmiyor. Çünkü okura sevdireceği, “aydın ve derin erkek karakter” yaratma kolaycılığına düşmemiş. Aksine derin düşündükçe ne kadar sığ olduğunu anladığımız; çok düşünen ama hiç harekete geçmeyen; edilgen, bencil ve konfor bağımlısı bir adamı görüyoruz karşımızda. Kenan, görünüşte düşünen, sorgulayan, vicdan sahibi bir adamdır; ama tüm bu farkındalığı, eyleme geçmeyen bir bilinçten ibarettir. Hayatına, karısına, çocuğuna, kurduğu aileye ve kendi ideallerine karşı sorumluluğu hiç sahiplenmez. Ama karşıda gördüğü onun için çok caziptir. Derindir ama içi boştur; düşünür ama yapmaz; sever ama sadık kalmaz; ideolojisi vardır ama hayatına uygulanmaz.
Günsel…
Romanda Günsel karakteri de bize sevdirilmeye çalışılmamış, yüceltilmemiştir.
Kızımız devrimcidir ama devletten maaş alacağı işe girmekte bir beis görmez.
Kızımız devrimcidir, herkesin hakkını korur ama evli ve çocuklu bir adamla birlikte olmakta bir sakınca görmez.
Kızımız devrimcidir, herkese kafa tutar ama bir babanın kız çocuğundan nefret etmesine neden olabilir. Günsel’in özgürlük, ideal ve mücadele söylemlerinin ardında duran kişisel zaaflar, tutarsızlıklar ve bireysel arzular; ideolojinin nasıl kolayca insanın benliğinin hizmetine sokulabildiğini çarpıcı biçimde gösterir.
Bu nedenle bu eser yalnızca erkek bencilliği ya da kadın bencilliği kitabı değil; insanın önce kendini nasıl kandırdığını gözler önüne seren bir kitaptır.
Nermin…
Türkiye’deki aile gerçeği.
Ağır yükün aslında nasıl kadınların sırtında olduğunu gösterir. Evlendiklerinde Kenan, Nermin’in çalışmasına izin vermez. O zamanki Medeni Kanun’a göre kadınlar, kocalarının izni olmadan herhangi bir işte çalışamazlardı. Daha sonra yapacağı işler için bile yine Kenan’ın iznine ihtiyacı vardır.
Kadın hem anne olacak, hem erkeğin kadını olacak, hem erkeğin ideallerine uyum sağlayacak, hem de erkeği “erkek gibi” hissettirecek.
Aile kutsaldır ama yükü kadının sırtındadır; çocuk kutsaldır ama sorumluluğu çoğunlukla ona aittir. Erkek hata yapınca adına “orta yaş krizi” denir; kadın hata yapınca adına “ahlâksızlık”. Yıllar geçmiş, rejimler değişmiş, toplumsal yapılar sarsılmıştır; fakat kadınla erkeğin üzerindeki tarihsel roller neredeyse hiç değişmemiştir.
Kitap boyunca Kenan ile Günsel’in aşkı bana geçmedi.
Cinsellik ve içgüdülerin esiri olmuş bir çekimden başka bir şey okumadım. Ama özellikle Kenan’ın iç sesini okumayı çok sevdim. Kenan’ı Kenan yapan da bu iç sesti sanırım.
Bir Gün Tek Başına, yalnızca bireyin trajedisi değil; bu coğrafyada kadınlığın, erkekliğin, aile kurumunun, ideolojinin ve ahlâkın nasıl çatırdadığının romanıdır. Kitabın sonunda şu acı gerçekle baş başa kaldık:
İnsan, bazen dünyayı değiştirmeye taliptir; ama kendi evini, kendi kalbini, kendi ahlâkını bile değiştiremez.