·264 syf.····Okunma: 12 Ocak 2026 11:01 Normal insanlar, normal olmamanın normal olduğunu, kimlik arayışı, yalnızlık, iletişimsizlik, sınıf farkı gibi konuları ele alan okurken çok fazla sinir krizi geçirdiğim bir kitap oldu. Ama kitapta yaşanılan toksik ilişki benzerini herkes bir arkadaşından duymuştur veya herkes ait olamama hissini yaşamış ve o yalnızlık buhranından geçmiştir. Bu yüzden aslında karakterlerimizin ilişkisi, yaşadıkları, hissettikleri ne kadar normal olmasa da hepimizin normali.
Kitabından yazım dilinden bahsetmek istiyorum. Kimse değinmemiş fakat kitabı elime ilk aldığımda aynı paragraf içerisinde geçen zaman kiplerinin değişmesi, diyalogların tırnak içine alınmaması, kitabın 3. şahıs gözünden yazılması gibi durumlar beni aşırı rahatsız etti fakat sayfalar ilerleyince bu duruma alışmaya başladım. Ama bence kitabın akıcılığını olumsuz etkileyen bir durum olduğunu söyleyebilirim.
Aşağıda baya bir detaylı anlatım yapacağım ve uyarıyorum, spoiler içerikli.
LİSE DÖNEMİ: Kitap lisede aynı sınıfta okuyan Marianne ve Connell'ın aralarındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Marianne zengin bir ailenin kızı olsa da hiç arkadaşı yoktur, ötekileştirilmiştir ve herkes ona ucube gözüyle bakmaktadır. Fakat Connell'in ailesi hatta annesi demek doğru olur fakir olsa da Connell lisenin başarılı ve popüler çocuğudur. Connell'in annesi Marianne'in ailesinin evini temizlemektedir ve Connell annesini işten almaya gittiğinde Marianne ile karşılaşmış ve sohbet etmişlerdir. Marianne en başından beri Connell'ı beğendiğini ve ona ilgi duyduğunu saklamaz ve bu kadar dışlanan bir karakterin bunu özgüvenle yapmasını çok takdir ettim. Zaten kitap boyunca Marianne Connell'a karşı hep daha atılgandı. Neyse, aralarında Connell’ın isteğiyle“gizli” bir cinsel ilişki başlar ve bunu kimseye söylememe kararı alırlar. Bu cinsel ilişki öncesi veya sonrası yaptıkları konuşmalarla aslında birbirlerini anladıklarını, birbirleriyle olunca yalnız hissetmediklerini fark ederler. Fakat Connell okulun popüler çocuğu olduğu ve etrafımdakiler ne düşünür endişesiyle şuanki toplumsal konumunu kaybetmemek için Marianne'i saklar ve ona hak ettiği değeri veremez. Benim için çarpıcı bir sahne olan balo sahnesinde aslında anlıyoruz ki herkes Marianne ile aralarında ilişki olduğunu biliyor ve herkes için önemsiz bir durum. Sırf insanlar ne der düşüncesiyle sevmediği, düşüncelerine ilgili duymadığı sadece popüler diye başka bir kızı baloya götürdü. Bu olaydan sonra Marianne ile aralarında ilişki bitti ve Marianne okula devam etmeme kararı aldı. Özellikle Connell’ın annesi baloya farklı bir kız götüreceğini öğrendiğinde Connell’a verdiği tepkiye bayıldım. Herkes doğrunun ne olduğunu görebiliyorken Connell’ın görememesi…
ÜNİVERSİTE DÖNEMİ: Lisedeyken üniversite başvuruları sırasında Marianne Connell’a ne yazacağını sormuştu, Connell ise fakir büyüdüğü için garanti ve paralı iş olarak düşünüp hukuk yazacağını söylemişti. Marianne ise bence edebiyat okumalısın hem de benim yazacağım üniversitede diyince Connell’da Marianne’in dediğine uydu. Bu kısım bence çok saçma ve hikayenin geneline göre çok yavandı. Neyse bunlar aynı üniversiteye başlarlar ama o sırada görüşmüyorlar. Connell ise taşralı ve fakir bir çocuk olarak kendisini çok yalnız, ötekileştirilmiş hissetmişti. O kısımları çok iyi hissettim ve duygu düşünceleri çok iyi yazılmıştı. Marianne ise tam tersi okulun popüler kızıydı ve sosyaldi. Bu ikili tekrar karşılaşırlar ve lisedeki gibi bir ilişki yürütürler. Fakat Connell’ın yazın Dublinde kalacak durumu yoktur ve döneceğini söyler. Aslında o sırada Marianne’e sende kalabilir miyim diye sormak ister ama cesaret edemez. Marianne ise sinirlenir ve bu ikilinin hikayesi yine yarım kalır. Oysa konuşsalar ikisinin de isteği beraber yaşamaktı ama hiç konuşmadılar. Aslında tüm hikayenin özeti bu.
Marianne o sırada toksik ilişkiler yaşar, cinsel ilişki sırasında ona vurulmasını, hakaret edilmesini ister. Aslında burada ailesinin yapmış olduğu sözlü ve fiziksel şiddetlerin onda yarattığı etkiyi görüyoruz ve kendisini değersiz, önemsiz gibi görmek için partnerinden böyle şeyler istiyor.
Connell’ın da Marianne ile bir türlü sevgili olmayıp başka kızlarla sevgili olmasına aşırı sinir oldum. Kitap boyunca aslında Marianne’in ne kadar sevgiye aç, değerli hissetme isteğinde çırpındığını en iyi o gördü, bildi. Ama kendisini sınıfsal olarak Marianne’e yakıştırmadığı için hep uzak tuttu. Aslında en iyi o biliyordu ki, Marianne bu sınıfsal farklılığı görmezdi ama Connell bu fark altında hep ezilirdi ki hep ezildi de.
Marianne Erasmus ile İsviçreye gittiğinde Connell ağır bir depresyon sürecinden geçer. Connell’ın liseden (Marianne de türlü laflar söyleyen) bir arkadaşı vefat edince Connell iyice duygusal olarak çöker. Bu sahnelerde ölen bir zorbanın arkasından ne iyi insandı denmeli mi gibi sorularla karşılaşıyoruz. Bence bunu düşündürtmesi de güzeldi. Neyse cenazeye Marianne de gelir ve bu ikili tekrar arkadaş olurlar.
Son sayfalarda Marianne abisinden şiddet görür ve Connell’ı arar. Connell’ın sürekli seni seviyorum demesi de ilgimi çekmişti. Çok fazla yılları vardı bunu söylemek için ama Marianne’de ne yapacağını ne düşüneceğini bilemedi.
Connell Amerika’da bir yüksek lisansı programına kabul alır ama başvurduğundan haberi olmayan Marianne buna çok bozulur. Connell bu sefer cesaretini toplayıp kalmamı istersen kalırım der ama bu kadar geleceği etkileyen bir olayda nasıl kal desin Connell! Marianne tabiî ki git der ve yine ayrılırlar.
En başından beri birbirlerini hem bu kadar anlayan hem de anlamayan başka çift görmedim. Genel olarak sevenin çok sevdiği, sevmeyenin hiç sevmediği bir kitap. Ben 7/10 veriyorum. Beni düşündürttüğü, kitap boyunca sinirlendirdiği ama sinirlensem de karakterleri ve davranış nedenleri anladığım için beğendim.
Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar ve sakinlikler diliyorum :)