İki Aşığın Trajedisi
8/10
·133 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 14:57
William Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i, yalnızca büyük bir aşkın hikâyesi değil; aynı zamanda aceleciliğin, iletişimsizliğin ve yetişkinlerin yarattığı kaosun da hikâyesi. Bu trajedinin asıl suçluları Montague ve Capulet ailelerinin kör ve sorgulanmayan nefreti. Sebebi çoktan unutulmuş bir düşmanlık, nesiller boyunca sürdürülür. Kimse “neden?” diye sormaz; nefret, sorgusuzca devralınan bir miras gibi yaşatılır ve bu mirasın bedelini masumlar öder. Evet, Romeo ve Juliet birbirine âşık olur, ancak bu aşk olgunlaşmaya fırsat bulamadan boğulur. Çünkü bu hikâyede zaman en büyük düşman. Her şey çok hızlı gerçekleşir: tanışma, tutku, evlilik, sürgün ve ölüm. Kimse durup düşünmez, kimse gerçekten konuşmaz. İnsanlar ya susar ya da bağırır; gerçek bir iletişim, hiç kurulmaz. Romeo, duygularını dizginlemeyi beceremez. Aşkını da öfkesi gibi ani ve yoğun yaşar. Sevdiğinde dünyayı unutur, kaybettiğinde de kendini. Düşünceden çok dürtüleriyle hareket eder. Aşkı saf ama kontrolsüzdür; belki de sadece kendi gibi çocukçadır. Juliet ise yaşına rağmen olgundur; ne yaşadığını ve neyi göze aldığını bilir. Bununla birlikte ona hiçbir zaman gerçekten ne istediği sorulmaz. Çocukluktan koparılır ve bir anda yetişkin dünyanın ağır gerçekleriyle yüz yüze bırakılır. Rahip Lawrence iyi niyetli, fakat o da iki âşık kadar hatalıdır. Genç çifti kurtarmak isterken onları daha büyük bir tuzağa sürükler. Çünkü herkes gibi o da şunu gözden kaçırır: Yalanlar üzerine kurulan planlar, iyi bir amaç uğruna da olsa, uzun süre ayakta kalamaz. (Rönesans hümanizmi) Bence Juliet’in sahte ölümü, oyunun en acı metaforlarından biri. Çünkü o aslında ölümü değil, çaresizliği seçer. Babasıyla konuşamaz; çünkü babası tarafından tehdit edilmiştir. Annesine güvenemez; çünkü annesi ona açık bir kapı bırakmaz. Sırdaşı olan dadısıysa onu satmıştır. En yakınındakiler tarafından duyulmayan Juliet, ne yaparsa yapsın kendini kabul ettiremez. Gerçek ölümünden önce, herkesin gözünde çoktan silinmiş hâlde, sessizce kaderine boyun eğer. Romeo’nun son hamlesiyse aşkın değil, çaresizliğin sonucu gerçekleşir. Sevdiği kadını kaybettiğini sandığında düşünmeyi bırakır. Çünkü Juliet’siz bir yaşam, onun için yaşam değildir… Juliet’in mezardaki son sözleri, aşkın doruk noktası değil; çaresiz bir kızın ağıtıdır. Romeo’nun zehri içmesi ve Juliet’in kendini hançerlemesi, romantik semboller değil; yetişkinlerin çözemediği husumetin iki genç bedende açtığı düzeltilemeyecek yaraları yüzümüze çarpar. Oyunun dikkat çeken bir başka noktası, herkesin geç kalmış olması. Rahibin planı düzgün işlemez ve mesaj yerine vaktinde ulaşamaz; aileler ancak çocuklarını kaybettikten sonra barışır. Bu, en acı ironidir: yaşarken kurulması gereken uzlaşma, ancak mezar taşlarının başında mümkün olur. Belki de taraflar, artık soyları tükendiği için kurban edecek yeni isimler bulamayacaklarını anlar. Yazar Shakespeare'in dili şiirsel, anlattığı gerçeklikse son derece sert. Balkon sahnesi romantik olduğu kadar, içinde kırılganlığı da taşır; çünkü umut filizlenirken güven yok olur. Sevgi vardır, ama gelecek, aşkın dile geldiği balkon kadar karanlıktır. Bu yüzdendir ki, Romeo ve Juliet kavuşanların değil, kavuşamayan iki âşığın trajedisi.
1000Kitap
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,8bin okunma
·
613 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.