·248 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Ocak 2026 17:25 Başta tatlı mı tatlı bir kitap okuyacağım sandım, meğer sadece adı öyleymiş…
Şermin Yaşar’a teşekkürlerimi sunuyorum, Meltem ve Selime teyze ile bizleri tanıştırdığı için.
“Anlatmak ister misin?” diye sordum.
Sordum öyle, açıkça sordum. Anlamam belki ama o anlatsın. Zaten hangimiz tam olarak anlıyoruz ki karşımızdakini.
Kulağımda hâlâ aynı sesler.
Hayatında, hep anne baba sevgisinin eksikliğini yaşamış Meltem ve canından çok sevdiği eşini kaybeden Selime teyze.
İki hikâye iki ayrı kadın. Ne yazsam az ve eksik kalır. Anne baba sevgisi tatmamış Meltem’i okurken; ne çok şeye sahip olduğumu hatırladım. Meltem’e üzüldüm içten içe. Ama sonunda mutlu oluşuna çok sevindim, çoktan hak edilmiş bir mutluluktu bu.
Selime teyze’yi dinlerken kah güldüm kah üzüldüm, çünkü biricik eşini erkenden ve ansızın kaybetmişti o. Tutunamadı hiçbir şeye, sığamadı ne eve ne de evlatlarının yanına. Onun o kaybolmak istemesi de aslında “bak ben de buradayım, ben de varım” demekti, acısını anlasınlar istemişti sadece. Meltem’in ona dokunuşu, her şeyi düzene koydu az da olsa.
Selime teyze ile sohbet ediyor ya Meltem; bir an kendimi buldum sandım, benim de üç tane yaşlı ve ton ton komşu teyzelerim var. Meryem teyze, Kezban teyze ve Fatma teyze tabii. Yaz akşamlarında oturup bir çay sohbeti eşliğinde dinlerim onları hep. Uzaktan el sallamam bile onların yüzünde gülümseme’ye vesile oluyor ve tabii benim de
Sahi, hangi ara koptuk kendi kültürümüzden? Yaşlıya duyulan saygı, çocuğa duyulan merhamet? Galiba biz, “biz” olmaktan çıktık! Koca kalabalıklar arasında çokça yalnızlıklar bulduk kendimize.
Neydi mottomuz?
Yormadan, yorulmadan; sevelim sevilelim :)
Ben keyifle okudum, umarım siz de keyifle okursunuz.