Sana dokunmadım belki,
ama bazı bakışlar
bir teni değil,
bir kaderi seçer.
Fotoğrafını saymazsam
konuşmadım çoğu zaman,
çünkü bazı cümleler
söylendiğinde değil
susulduğunda akılda kalır.
Gittiğinde anladım ki,
sessizlik de bir alışkanlıkmış.
Sen susarsın, ben duyarım.
Aşk dediğin kimden utanır?
Heves değildi bu, can içim.
Öyle olsa
yıllar önce geçerdi…
Bu aslında, sesini duymadan
kalbimde sana yer açmaktı.
Sen,
benim sessizliğimde
kendini bu kadar net bulduysan
bu tesadüf değildi.
Sen susarsın, ben duyarım.
Aşk dediğin kimden utanır?
Sen beni fark ettiğinde
ikimiz için de çok geçti.
Zaman bizi yan yana
getirmese bile
aynı yerden yaraladı.
Belki bu yüzden
hiç dokunmadan da
bu kadar yakın olabildik.
Sevmek felsefeye
sığan bir cümle değildi,
sonsuz bir düşe
açılan bir kapıydı.
Sen susarsın, ben duyarım…
Aşk dediğin kimden utanır?
Bize düşen sevda,
kimine bahar kadar kolay;
kimine bir ömür,
içinden çıkılmaz bir kış.
Ben sesimi yükseltmedim —
dünya adaletiyle övünsün,
biraz da kader utansın.
Sen susarsın, ben duyarım…
Aşk dediğin kimden utanır?
Sen susarsın, ben duyarım…
Aşk dediğin kimden utanır?
Sen susarsın, ben duyarım…
Aşk dediğin kimden utanır?