Gönderi

Feyre İle Nereden Nereye
5/10
·540 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 19:46
Öncelikle pek çok sebepten ötürü kitabı okuyup bitirmem bir hayli uzun sürdü ve süreç uzadıkça da daha sıkıcı bir hâl aldı. Tabii yeni yılla birlikte hayatımda yaşadığım aksilikler buradaki kimsenin umrunda değil ama tek diyebileceğim şey, 2026'nın daha şimdiden benim için hiç de güzel şeyler vadetmediği. Konuya dönecek olursak kitabı fazla beğenmedim, hatta son birkaç bölümünü saymazsak ben bu romanı serinin ilk kitabı olarak düşündüğümde bile başarılı bulamıyorum. Çünkü gerçekten ortalamanın altında kaldı. Ve cidden bu kadar sevilen bir seri olmasa bitirmek için böylesine uğraşmazdım. Sürekli olarak “İlerlemeye devam et. Madem bu kadar seviliyor, bir bildikleri vardır herhalde. Mutlaka diğer kitaplarda toparlar.” şeklinde teşvik etmem gerekti kendimi. Hah, bir işe yaradı mı, yaramadı mı orası tartışılır işte. (BURASI UZUN BİR KONU ANLATIMI İÇERİYOR İSTEYEN DİREKT ATLAYABİLİR) --- Hikâye insanların ve perilerin aynı anda var olduğu bir dünyada geçiyor. Çok uzun zaman önce taraflar arasında gerçekleşen büyük bir savaş ve beraberinde imzalanan anlaşma neticesinde kıtanın kuzeyinde periler yaşarken güney ise insanlara kalmış, aralarında da boylu boyunca görünmez bir duvar uzanıyor. Perilerin ulusuna Prythian deniyor ve orayı yedi ayrı Yüce Lord yönetiyor; herkes kendi topraklarından sorumlu anlayacağınız. Bir de sıradan periler var elbette ama sıradan dediğime bakmayın, onlar bile türlü türlü sihirlere ve insanları kolaylıkla öldürmeye yetecek maharete sahip. İnsanlar ise oldukça geri kalmış bir topluluk olarak göze çarpıyor; en azından bizim ana karakterin bakış açısından orada yaşadığı dönem o şekildeydi. Yine de genel olarak bakıldığında gelişmiş olsun ya da olmasınlar, insanlığın periler karşısında her şekilde aciz kaldığını söylemek mümkün. Feyre'nin ailesi önceden soylu ve zenginmiş fakat sonrasında babalarının tüm mal varlıklarını riske attığı yanlış bir yatırım sonucunda yoksulluğa mahkûm olmuşlar. Anneleri ölmüş, Feyre iki ablası ve babası ile baş başa kalmış. Bu arada bu dünyada verilen sözler büyük bir öneme sahip ve Feyre, o ölmeden hemen önce annesine verdiği söz yüzünden ailesine tek başına bakmak zorunda kalıyor. Elbette diğerleri de lütfedip ona bu görevde yardım edebilirdi ama hepsi o kadar sorumsuz ki kız sırf bu yüzden evin en küçüğü olmasına rağmen genç yaşta kahır çekmeye ve ablaları ile babasını yaşatmak için çabalamaya başlıyor. Yine açlıkla kuşatıldıkları bir kış günü Feyre avlanmak için ormana gider. Evde artık yiyecekleri kalmadığı için bugün mutlaka eli dolu bir şekilde geri dönmelidir, yoksa işler onlar için bundan sonra hiç iyi olmayacaktır. Av başta kötü geçer fakat sonrasında şans kızın yüzüne güler ve onun karşısına bir Bambi çıkarır. Ama… şansı çok kısa sürer elbette. Çünkü nereden geldiğini bile anlamadığı devasa bir kurtun hemen yakınında, ona ait olan ava göz diktiğini görür. Şimdi Feyre’nin önünde iki seçenek vardır: ya geyiği vuracak ve av onları fark edip kaçmadan önce onu yakalayacak ya da hem kendisine hem de sonrasında ailesine veya köye saldırma ihtimali bulunan kurdu indirecektir. Bu arada karşısındaki canavarın normal bir hayvan mı yoksa kılık değiştirmiş bir peri mi olduğunu bilmemesi de kızın işini hiç kolaylaştırmaz. Sonuçta peri ise elindeki kısıtlı oklar onu öldürmesine yetmeyecek ve cüreti sonunu getirecektir. Bu arada Kuzey ile Güney arasında görünmez bir duvar var demiştim ama periler sözde duvarda çatlaklar keşfedip yine de insan dünyasına sızmanın bir yolunu buluyorlar. Feyre’nin yaşadığı köy ise sınıra en yakın olan yer, dolayısıyla bu tür tehditler onlara bebekliklerinde söylenen ninniler ve sonrasında dinledikleri hikâyeler aracılığıyla sürekli olarak hatırlatılıyor. Dolayısıyla Feyre'nin tereddüt etmemesi mümkün değil. Feyre akıllılık edip kurdun önce Bambi’ye saldırmasına izin veriyor ama ava fazla zarar vermeden, sadece işi onun yerine yapacak kadar kurda zaman tanıdıktan sonra hızlı bir hamleyle okunu ona fırlatıyor. Bu, elinde perilere karşı etkili olabileceğini düşündüğü tek şey olan üvezden yapılma oku. Ardından da kalan birkaç sıradan okla birlikte bitirici hamleyi yapıyor ve günün sonunda hem bir geyik leşine hem de yanında daha fazlasını taşıyamayacağı için bir kurt postuna sahip oluyor. Feyre böylelikle evine yiyecek götürmeyi ve sattığı postla birlikte biraz da para kazanmayı başarıyor. Fakat çok geçmeden küçük kulübelerinin kapısına onu öfkeyle parçalayan ve ölen perinin hesabını soran kurt yüzlü, kıvrımlı boynuzlara sahip devasa bir yaratık çıkageliyor ve Feyre’nin kaderi de o an mühürlenmiş oluyor. Çünkü işlediği suç yüzünden ya ölümü seçecek ya da gelen periyle beraber giderek onların diyarı Prythian’da yaşamayı kabul edecek. Feyre elbette ki yaşamayı seçiyor çünkü ailesi de bunu istiyor. (KONUNUN SONU) ___ Yani üst tarafı okumasanız bile olay aşağı yukarı hayatı boyunca sadece avlanarak yaşamaya ve yoksulluk içerisindeki ailesini geçindirmeye çalışan insan bir kızın, günün birinde öldürdüğü kurt yüzünden çok nefret ettiği perilerin diyarına götürülmesinden ibaret. Yine de her ne kadar allayıp pullasam dahi sadece bu kadarının insanda fazla bir beklenti yaratmadığını söylemeliyim. Feyre okuma yazma bile bilmeyen ve açıkçası fazla zekâya sahip olmayan bir ana karakter. Tek iyi özelliği avlanmak ve savaşmak; açıkçası bunları yaptığı nadir birkaç sahne dışında ben kendisinden hiç de memnun değildim. Üstelik hikâyenin birinci kişi ağzından anlatılması da bu açıdan ekstra kötü olmuş çünkü Feyre aşırı derecede bilgisiz biri. Roman boyunca neredeyse hiçbir şeyden haberi yok, dolayısıyla okuyucu da onunla birlikte karanlıkta kalıyor. Aldığı yanlış ve açıkça salakça olan nice karar da insana can sıkıntısından öte hiçbir şey vermiyor. Kendisinin çelişkilerle ve kararsızlıkla dolu biri olduğunu da belirtmeliyim. Bir örnek verecek olursam eğer kelimeleri okumak konusunda bile yetersiz olan biri nasıl olur da ileri derecede resim terimleri bilir veya bu konu hakkında bilgi sahibi olur anlayamıyorum. Hadi diyelim ki ailesi o daha çok küçükken yoksul kaldığı için herhangi bir eğitim alma şansı olmadı; e peki bu resim bilgisi nereden geliyor, vahiy yoluyla falan mı? Ya da kendisine iyi davranan Ulu peri dururken açık açık “Ben olsam seni şimdiye çoktan öldürmüştüm.” diyen kişiye güvenip ona yanaşmaya çalışması veya hiçbir halta yaramayacağını bilmesine rağmen hâlâ yağ bıçağı gibi kıytırık itemlerle peri öldürebileceğini zannetmesi zekâsızlığın kaçıncı seviyesi oluyor? Neyse, Feyre'ye ne diyeceğimi bilmiyorum. Ve Feyre’nin libidosu biraz fazla yüksek, ona da dikkat edin derim. Perileri bilirsiniz zaten, hangi kitapta sefahat düşkünü değiller ki. Anlayacağınız kitapta cinsel içerik var, bu yüzden yaş sınırını ona göre göz önünde bulundurun. Bu konu hakkında ayrıca roman içerisinde rahatsızlık verebilecek unsurlar mevcut. Spoiler olmasın ama Ateş Gecesi ve Rhysand + şarap anahtar kelimeleri çoktan kitabı okumuş olanlar için derdimi anlatmaya yeter diye düşünüyorum. Ama henüz okumamış olanlar sizin de az buçuk haberiniz olsun istedim, bazı hoş olmayan şeyler yaşanacak. Kitap 46 bölümden oluşuyor ama bana kalırsa 33. bölüme kadar olan her şey fazla durağan, sıkıcı ve anlamsızdı. Yani Feyre bir peri öldürüyor; üstelik bu kişi kaldığı Bahar Sarayı’ndaki Yüce Lord’un, elçisinin ve pek çok diğer perinin arkadaşı olan biri ama onu zindana atmak ya da ne bileyim canını yakmak yerine her ne hikmetse el üstünde tutuyorlar. Bildiğiniz kız, insan efsanelerine zalim hikâyeleriyle konu olan Prythian’da güllük gülistanlık bir hayat yaşamaya başlıyor ve dönüp de “Neden acaba böyle? Bu işte bir iş olmalı.” diye sorgulamıyor. Başta gereksiz atarlar, giderler, çıkışlar ve inatçı davranışlar sergilese de kısa sürede rehavete kapılıp üstüne gidip oranın lorduna âşık olmasın mı. Sen hayırdır? Daha bir süre önceye kadar perilerden ölümüne nefret ediyordun, ne ara bu noktaya geldin? Tamam, Tamlin’e sana yaptığı iyilikler için minnet duyabilirsin ama bu inanılmaz duruş değişikliği biraz fazla ani değil mi sence de? Hele bir de siz ilerleyen bölümleri göreceksiniz, Feyre bir anda ona olan aşkından ölmeye bile razı gelmeye başlıyor. Karakter değişimine gel, ama bilemiyorum ne kadar tutarlı bir gelişme bu. Rhysand çok sevilen bir karakter ama bana kalırsa bu kitapta ziyadesiyle şerefsizdi. Şimdi bana çıkıp da “Ama o Feyre’ye yardım ediyor yaaa.” demeyin; bir zahmet edecek çünkü koskoca peri diyarının kaderi kıçı kırık bir Feyre’ye bakıyor. Kendisinin pek çok kötü davranışını sayabilirim ama ancak hikâyenin sonlarına doğru sergilediği birtakım iyi hareketle benden geçer not aldı. Yani Tamlin’e de deli olmuyorum elbette ama Feyre nasıl ondan Rhysand’a kayacak ya da öyle bir şeyin ihtimali var mı, hiç bilmiyorum. Sonuçta seriye yeni başladım, cahilliğime kızmayın lütfen. Ben nedense Lucien’i ikisinden de daha çok sevdim; tabii bu benim uzun, kızıl saç sevdam ile alakalı da olabilir. Önümüzdeki maçlara bakacağız artık, ilerleyen dönemlerde kim kalbimi çalar kestiremiyorum. Daha ne diyeyim ki, hah! Amarantha karısı, senin durumunda hayretlik doğrusu yani; koskoca peri diyarında bir akıllı sen mi vardın da gittin yedi Yüce Lord’u kafalamayı başarabildin? Üstelik bu kadın Hybern’in başındaki peri de değil, sadece onun generali. Ve son olarak hem o sözde hastalık hem de Amarantha hakkında gerçeklerin ortaya çıkış şekli öyle hayal kırıklığı ile doluydu ki anlatamam. Bakın, bu bilgi kitapta bize sunulan ilk ve belki de en önemli bilgi ama böylesine önemli bir şey nedense ayaküstü şekilde sadece sıradan bir peri olan Alis tarafından Feyre’ye anlatılıyor. Yani bunun için yazar keşke daha güzel bir yol düşünüp bulsaydı. Çünkü geçmişte, savaş zamanında yaşanan bu olaylar ve ana karakterin hastalık olarak bildiği durumun aslı iki üç cümleyle geçiştirilecek bir şey değildi. Dediğim gibi hikâyede hoşuma giden tek şey Feyre’nin savaştığı sahnelerdi; sanırım ancak o zaman kahramanımızın aklı başına geliyor. Onun dışında çok da becerikli biri değil, ben ana karakter olarak Feyre’yi okumak istemezdim açıkçası. Umarım diğer kitaplarda kişiliği daha iyi bir yerlere gelir. Sonracığıma romandaki aşk bana pek geçmedi; Feyre ve Tamlin arasındaki aşk koşulların zorunlu kıldığı bir durumdu ve aşırı şekilde hızlı geliştiğini düşünüyorum. Gerçi kız Rhysand ile olsa o da başka bir dram olur ya, neyse. Ben Lucien’i alıp çekileyim bari, ne yapalım. İkinci kitabı okumak için içimde öyle büyük bir istek yok şu an, sadece seriyi bitirmek için bir mecburiyet duyuyorum, o kadar. Yani Dikenler ve Güller Sarayı ’nı önereceğimi zannetmem, yine de belki fikrim ilerleyen kitaplarda değişebilir; o yüzden kesin bir şey de söylemek istemiyorum. O zaman şimdilik görüşürüz diyelim. By!
1000Kitap
Dikenler ve Güller SarayıSarah J. Maas · Dex Kitap · 20166,1bin okunma
·
654 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
yanlış değilsem bu serinin final kitabı hâlâ yazılmadı sevmediysen kendine boşuna eziyet çektirmene gerek yok zaten iyi olmadığını söylemişsin. umarım her şey senin için daha iyi olur 🫂💖 kitabı az buçuk merak ediyordum ama okumama çok da gerek yokmuş incelemeden gördüğüm kadarıyla 🙏🏻
Firefly
Gönderi Sahibi
Yani açıkçası ben de devam edip etmemek konusunda kararsızım, en kötü bir ara alır okurum 2. kitabı. Bu arada teşekkürler, çok tatlısın 🫶🥰
Şahsen ilk kitabı bende çok sevmiyorum. Gereksiz sahne çok fazla var ama buna rağmen hızlı okumuştum. Karakterler hakkında yaptığın yorumlara yüzde yüz katılıyorum. Ama diğer kitaplara baksan o karakterlerin hepsi 180 derece dönüyor. Bence yazar serinin sevilmeyeceğini düşündüğü için tüm senaryoyu baştan yazdı. Çünkü Tamlin birisiyken bir anda kötü oldu. Rhy kötü ve şerefsizken o yaptı kötülüklere bir kılıf uyduruldu falan. Benim serinin diğer kitaplarını daha çok sevmemin sebebi o arkadaşlık ortamından kaynaklı. Nerede bir grup arkadaşlık yapılmışsa ben ona bayılıyorum ve diğer kitaplarda da o oluşturulmuştu. Eğer sende merak edersen en azından ikinci kitabı okumanı isterim ama merak etmezsende zaman kaybına gerek yok🩷
Firefly
Gönderi Sahibi
Hiç değilse ikinci kitabını okuyacağım evet ondan sonra ancak devam edip etmeme kararı alacağım. Bu arada bilgilendirme için sağol eğer ki karakterler değişiyorsa fikrim değişebilir.
Feyre seri boyunca salaklığına devem ediyor diyebilirim, bu seriyi ve yazarı zamanında oldukça şişirdiler, özellikle smut sevenler bol bol övdüler yoksa serinin aman aman bir tarafı yok ben zamanında okudum bir daha okur muyum, kesinlikle hayır! 🙃 Feyre ve Tamlin ikilisinden, Feyre ve Ryhsand ikilisine geçiş yapacak tabi ki yazar, bu serinin bombası Rhys ve Feyre ikilisi, okurken bol bol sinir krizleri yaşayabilirsin devam edersen eğer 😂 hele ki öyle smut sahneler var ki aman aman yani ❌
Firefly
Gönderi Sahibi
Smut'u çok sevmiyorum ben. Çünkü yazarlar genelde gerekli olduğu için değil keyfine yazıyorlar, haliyle bu da benim gözümde karakterleri çoğu zaman azmış yapıyor. Rhys olayını ise az buçuk tahmin ediyordum zaten, değişik ne diyebilirim ki 😅. Yani sinir krizlerine devam edilecekse ben de seriye devam etme kararımı gözden geçirmeliyim sanırım.
Kitabı daha bugün bitirmiş biri olarak tüm eksiklikler bir yana kafamdaki en büyük soru işareti bu kız şimdi Tamlin Tamlin diye gezip ölümü göze alırken nasıl Rhysand'le fanartlara taşan delicesine bir aşka başlayacak ve yazar bunu okuyucunun içini bulandırmadan nasıl işleyecek(ha bu konuda hiçbir sorunum yok, sanırım fanartlarda gördüklerimden sonra Tam'a ısınmam mümkün olmadı)... Delicesine meraklardayım ama bir süre ara vermek insani bir ihtiyaç oldu keza kitap elimden düşmek bilmedi... Her şeye rağmen umarım ileriki kitaplarda olumlu incelemelerini de görürüm💖💖💖