Bahçıvan ve Ölüm
Merhabalar. Sizlere bugün yarım bırakmak konusunda günlerce düşündüğüm sonra da bir çırpıda bitirip kurtulmak istediğim bir kitap incelemesiyle geldim. Çünkü bu kitabın benim için vakti gelmemişti ama bu kitabı okumak için hepimizin hayatında ‘okunması’ gereken bir an gelecek. Ve o an ‘babamızı’ kaybettiğimiz an olacak…
Bu bir roman ya da hikaye değildi. Bu direkt hayatın içinde yazarın babasının ölümü karşısında içini döktüğü belki de dökerken rahatladığı bir günlük. Okurken daha önce ölümün görmediğim hiç düşünmediğim noktaları ve ölümün hayatımıza getireceği o küçük detayları fark ettim. Mesela şu an babamın bacaklarını uzattığı, arkasına büyük bir yastık yerleştirdiği koltuğumuz ve elinde duran kumanda benim için sadece ‘babam televizyon izliyor’ ama bu an babamı kaybettiğim zaman benim için acı verici bir anı olacak. Bunu hiç düşünmemiştim. O ‘kumanda’ artık bir araç değil babamın bir hatırası olacak mesela.
Okuması gerçekten keyifli bir kitap diyemeyeceğim. Ölümü anlatıyor abi. Birinin ölüm hikayesi ne kadar keyifli olabilir ki zaten.
Kitap bir şekilde bitiyor. Ömür gibi. Yazarın bu iç döküşünde tarihe ayna tutan zamanın şartlarını usul usul hikayesine katması sizi yaşanan hikayenin tarihsel geçmişini de okuma şansı sunuyor. O kadar ufak ufak değindirmelerle yapıyor ki bunu yazar. Sadece anlatımı güçlü kılıyor sizi boğmuyor. Bazen yazar o kadar acı hissediyor ki yazmaya devam edemiyor ve babasının anlattığı komik hikayelerle ufak bir mola veriyor.
Babasının bahçesi. Bahçıvanın ölmesi. Bahçenin solması. Baharın gelmesi. Bahçıvanın gelmemesi. Bahçenin yeniden yeşermesi. Yabani otların bahçeyi sarması. Ölüm ve botanik. Babasını çok sevdiği bahçesinde çalışırken bir daha hiç göremeyecek olan bir adamın o ‘bahçeyi’ bize anlatması.