·128 syf.····Okunma: 14 Ocak 2026 16:38 İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai’nin insan olma haline, aidiyete ve kaçışa dair son derece çıplak bir yerden konuştuğu bir metin. Metin boyunca, tekil bir girişimden ziyade sürekli tekrar eden intihar girişimlerinden söz edebiliriz. Bu tekrar, karakter için bir son arayışından çok, yaşamla kurduğu ilişkiye ara verme çabası gibi ilerliyor.
Defalarca intiharı deneyimleyen, çoğunda da bunu başaramayan bir karakterle karşı karşıyayız. Bu başarısızlık hissi, zamanla utanca, oradan da bağımlılıklara eklemleniyor. İntihar girişimleri bir noktadan sonra münferit eylemler olmaktan çıkıp, onun dünyadan kaçma biçiminin düzenli bir parçasına dönüşüyor.
Karakterin yazdığı notlarda dikkatimi en çok çeken şey, insanlara iyi gelmek için sürekli “şebeklik” yapmasıydı. Sevilen, etrafında aranan biri olmasına rağmen, sevildiğinin gerçek olmadığına dair güçlü bir algı taşıyor. Sanki herkes onu seviyor ama kimse gerçekten görmüyor gibi. Bu ikilik, metnin en yorucu ama en dürüst taraflarından biri.
Alıntı tam da bunu anlatıyor:
“Öyle mi ama, herkes senin iyi olduğunu söylüyor.”
Bu, onları kandırdığım içindi. Apartmandaki herkesin beni Shigeko kader onlardan korkuyordum ve onlar beni sevdikçe ben hala korkuyordum. Hepsinden kaçmak istiyordum ama bu talihsiz illetimi onlara açıklamak zordu. Herkesi kandırmak ve apartmandaki insanlar tarafından sevilmek içindi.
Bir diğer alıntı ise kaçış temasını daha doğrudan ortaya koyuyor:
“Tek isteğim geçmişin yerleşik kurallarından kaçmaktı.”
Düzenli aralıklarla intiharı yeniden deneyimlemesi, onun için kaçışın tek seferlik bir karar olmadığını; aksine tekrar tekrar başvurulan bir yol olduğunu düşündürdü bana. En sonunda akıl hastanesine kapatılması, ardından kendini “sakat” olarak tanımlaması ve Japonya’nın bilinmez bir kasabasında yaşamını sürdürmeye çalışması, bu döngünün farklı bir biçimde devamı gibiydi.
Kadınların olmadığı bir yerde yaşama isteği dikkat çekiciydi. Bunun nedenini metin tam olarak açıklamıyor; ben de bunu net biçimde kavrayabildiğimi söyleyemem. Ancak kadınlardan kaçmak isterken onlardan kopamaması, karakterin içsel çelişkisini daha görünür kılıyor.
Kaçmak onun için hiçbir zaman sadece bir yerden başka bir yere gitmek olmadı. Olduğu halden farklı görünerek kabul edilmek de yeterli gelmedi. Zamanla bu kaçış alkolle başladı; ardından morfin bağımlılığı eklendi. Yönü değişse de kaçışın özü hiç değişmedi.
Bu kitap bana, insanın kendinden kaçma çabasının ne kadar yorucu ve ne kadar yalnız bir süreç olduğunu düşündürdü. İnsanlığımı Yitirirken, sürekli tekrarlanan intihar girişimleriyle örülü bu kaçış hikayesini, rahatsız edici ama son derece dürüst bir biçimde anlatan bir metin olarak zihnimde kaldı.