Yazarın daha önce Gece Yarısı Kütüphanesi adlı eserini okumuştum. Bu eseri de onun gibi yalın, anlaşılır, sürükleyici ve olay odaklı. Okurken hikayeden hiç kopmadım. Hatta okumak için sabırsızlandım.
ÖZET
Hikaye, Profesör Andrew Martin'in dünyaya ve insanlığa çağ atlatacak bir denklem olan, Riemann hipotezini çözmesi ve uzaylıların ona engel olmak için yerine birini göndermeleriyle başlıyor.
Bakalım ölümsüz bir Vonnadorya'lı aciz ve fani bu yaşam formuna karşı görevinde başarılı olabilecek mi?
Yorumum:
Andrew Martin'in yerine geçip bir insan olarak yaşamaya çalışan bir uzaylının gözünden okuyoruz bütün kitabı. Ve şunu diyebilirim ki bu mükemmel bir şeydi. Çünkü bizim için hayatın günlük akışında sıradanlaşan, fark bile etmediğimiz o kadar çok an var ki bunların ne kadar ilginç ve önemli olduğunu unuttuğumuza şahit oluyoruz. Okurken inanılmaz tanıdık bir his kaplıyor sizi. Ağlamak, gülmek, acı çekmek, sevmek, sevilmek, hastalanmak, okula gitmek, yemek yemek, uzun uzun kitap okumak, şarkı dinlemek, şefkat göstermek, ağrıyla uyanmak, birilerine yardım etmek, köpek beslemek, savaşmak, işe gitmek ve ölümlü olmak... Bunların hepsi bizim için hayatın akışında kabullendiğimiz şeyler, belki de kabullenmeyi öğrendiğimiz... Ama ölümsüz bir canlı için bunlara neden katlandığımız tam bir muamma.
Ve okurken gerçekten düşünüyorsunuz. Acaba insanlığın gerçekten ilerlemesine ihtiyacımız var mı?
Ya da insanlar gerçekten dokunduğu her şeyi çürüten canlılar mı?
Hayatta; hayvanları, doğayı kabullenmeyip, kendi yaşam şekillerini onlara kabullendirmeye çalışan, bencil başka canlı formları var mı?
İçimizde gerçekten saf bir şiddet var ve bir çoğumuz bunu baskılıyor mu?
Kötü olmaya daha mı meyilliyiz?
Ya da duyduğumuz sevgi, acı ölümlü olmaya değer mi?
Yaşamı değerli kılan ne bilmiyoruz ama bu