Biyografi kitaplarını okumak; dönemin tarihi gerçeklerini, siyasetini, sosyolojisini ve ekonomisini o süreci bizzat yaşayanların diliyle öğrenmek açısından büyük önem taşır. Bu eserlerin her biri, aslında birer tarihi belge niteliğindedir. Ancak klasik tarihi belgeler gibi soğuk ve donuk değil; bir insanın gözünden o dönemi anlattığı, daha doğrusu yaşattığı için insani duyguları ve inançları da içinde barındıran, toplumun “zihin defteri” sayılan bilgi ve duygu yüklü metinlerdir.
Mina Urgan’ın “Bir Dinozor’un Anıları” da tam olarak bu türden bir zihin defteridir. Urgan, yaşadığı dönemi elinden geldiği kadarıyla objektif bir bakış açısıyla aktarmaya çalışmıştır. 1915 yılında İstanbul’da şair Tahsin Bey ve Şefika Hanım’ın ilk çocuğu olarak dünyaya gelen yazar, babasını çok küçük yaşta kaybetmiştir. Annesi kültürlü, eğitimli ve varlıklı bir kadındır; sonradan Falih Rıfkı Atay ile evlenmiştir. Mina Urgan, üvey babası Falih Rıfkı’yı öz babası gibi sevmiş, Falih Rıfkı da onu kendi öz evladından ayırmamıştır.
Entelektüel bir aile ortamında büyüyen Urgan’ın çevresi adeta bir “devler geçidi” gibidir. Ailesinin Atatürk ile olan yakın dostluğunun yanı sıra; Necip Fazıl, Abidin Dino, Behice Boran, Nazım Hikmet, Sait Faik, Orhan Veli ve Halide Edip gibi isimlerle, uluslararası alanda ise Pablo Picasso, Sartre ve Troçki gibi tarihi kişiliklerle tanışmış veya arkadaşlık etmiştir. Bu zengin çevre sayesinde dönemin edebiyat ve siyaset tarihini çok içeriden gözlemlemiştir.
Kendisini solcu, sosyalist ve komünist olarak tanımlayan Urgan, bu konuda son derece dürüst bir öz eleştiri yapar. Siyasetin teorik kısmından pek anlamadığını, eylemlerinin ise imza toplamak ya da cezaevindeki arkadaşlarına sigara götürüp onları ziyaret etmekten ibaret olduğunu söyleyerek, “iyi bir komünist” olamadığından mizahi bir dille bahseder.
Kitapta yaşamı boyunca tanıklık ettiği askeri darbeler gibi önemli siyasi olayları tüm gerçekliğiyle anlatırken, toplumun kadına bakış açısının Atatürk döneminden bu yana nasıl değiştiğini de gözler önüne serer. Eserdeki en sarsıcı bölümlerden biri, dadısının hikayesidir. Küçük yaşta zengin bir adama satılan, suistimal edilen ve bu travma nedeniyle çocuk sahibi olamayan dadısının, yaşadığı bunca acıya rağmen o adama minnet duyması, dönemin toplumsal trajedilerini yansıtan çarpıcı bir örnektir.
Ünlü bir filolog ve İngiliz edebiyatçısı olan Urgan’ın akademik hayatına dair anlattıkları da bir o kadar ilgi çekicidir. Fransızcayı çok iyi bilmesine rağmen gramer kurallarına hakim olmadığı için, “hayatı boyunca Fransızca öğretmenliği yapmayacağına” dair hocasına yemin ederek mezun olması, onun dürüst ve şahsına münhasır kişiliğini gösterir. Ayrıca Soyadı Kanunu ile yaşananlar, “Urgan” soyadını seçme nedeni ve Necip Fazıl’ın platonik aşklarından muhafazakârlaşma sürecine kadar pek çok ilginç anekdot kitapta yer almaktadır.
“Bir Dinozor’un Anıları”, okurken büyük zevk alacağınız, roman tadında ve bir solukta biten eşsiz bir eser.