Merhabalar…
Bazı yazarlar vardır, yeni kitabı çıktığında düşünmeden hemen alırsınız. Benim için Ellen Marie Wiseman tam olarak öyle bir isim.Bize yalan söylediler kitabı çıkar çıkmaz aldım ve okumaya başladım.İşte bugün de sizlere bu güzelliğin yorumu ile geldim.
Bize Yalan Söylediler, 1930’lu yıllarda Almanya’dan Amerika’ya göç etmek zorunda kalan Lena Conti ve ailesinin hikâyesini anlatıyor. Lena; kızı Ella, annesi ve kardeşiyle birlikte Amerika’da yeni bir hayat kurma umuduyla yola çıkar. Tek dileği, kızını ve ailesini karnı tok ve güvende tutabileceği bir geleceğe ulaştırabilmektir. Ancak kontrol noktasında, kardeşine “zeka geriliği” teşhisi konulduğu gerekçesiyle annesi ve kardeşi ülkeye alınmaz. Lena ise hayatının en zor kararlarından birini vererek, kızı Ella için Amerika’da kalmayı seçer.
Lena, Virginia’daki Blue Ridge Dağları’nda yaşayan uzaktan kuzeni Silas’ın yanına gider ve orada yaşamaya başlar. Silas, eşini kaybetmiş, anneleri vefat eden iki çocuğuyla hayata tutunmaya çalışan sert ve otoriter bir babadır. Lena orada hem çocuklara bakar hem de evin tüm sorumluluğunu üstlenir. Ailesine yeniden kavuşma umudunu ise hiçbir zaman kaybetmez.
Bu yeni hayatında Lena, bölgenin zorlu yaşam koşullarıyla ve dışlanmış bir topluluğun parçası olmanın ağırlığıyla uğraşırken. Aynı zamanda da “uygunsuzluk” ve “zeka geriliği” gibi bahanelerle çocukların ailelerinden koparıldığına, insanların topraklarına el konulduğuna tanıklık eder. Lena, hem kızını hem de yuva bildiği bu toprakları koruyabilmek için var gücüyle mücadele etmek zorunda kalır.
Bu kitap beni inanılmaz derecede sarstı. Okurken sık sık “Bir kitap hem bu kadar kolay okunup hem de bu kadar zor olabilir mi?” diye düşündüm. Okuması akıcı olsa da taşıdığı yük çok ağır; insanın kalbini acıtan, içini parçalayan ama buna rağmen elinizden bırakamadığınız bir hikâye.
Zekâ geriliği bahanesiyle insanların kısırlaştırılması, sebepsiz yere evlerinden atılmaları, çocukların ailelerinden koparılması… Bunları okudukça insanın içi yanıyor, kahroluyor. En sarsıcı olan ise anlatılanların yalnızca bir kurgu olmaması..hikâye, gerçek hayatta yaşanmış olaylardan ilham alınarak kurgulanmış. Belki de bu yüzden okuduklarımız bu kadar can yakıyor.
Okurken kitap başlarda daha sakin, hatta yer yer sıradan ilerliyor gibi hissettirse de özellikle son bölümlerde bambaşka bir hâl alıyor. Yaklaşık son 250 sayfayı neredeyse nefes almadan okudum diyebilirim.
Sizlere de bu güzel ama kolay olmayan kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim, okuduktan sonra uzun süre zihninizden çıkmayacağına eminim.