Safveti ZiyaSalon Köşelerinde
Eserde; yabancı aileler çevresinde bir Türk gencinin yaşayışı, bir İngiliz kızına duyduğu gönül muhabbeti, bu muhabbetin vatanı ile çakıştığı evrelerdeki karar ve davranışları çerçevesinde yaşananlar anlatılmaktadır.
• Bana öyle geliyordu ki eğer kalplerin dili varsa benim kalbim o dakika pek tesirli, pek perişan birçok sözler söylüyordu ve bir türlü o sözleri kesmeye kıyamıyordum. Ah! Nasıl kıyabilirdim?.. (Sayfa 8-9)
• Birbirimizden ayrıldık; içimde o derece bir keder, şu saadet rüyasından uyandırıldığımdan dolayı o kadar acı bir hüzün vardı ki... (Sayfa 9)
• "Fakat siz ne iyi vals ediyorsunuz... Bir Türk için harikulade bir şey!"
...
"... Neden bir Avrupalı için tabii olan bir şey bir Türk için harikulade olsun? Emin olunuz ki matmazel, memleketimizde şimdi Avrupalılar kadar, belki daha hissi, daha ahlaki tahsil ve terbiye görmüş pek çok gençler vardır." (Sayfa 9)
• Ben bu ince, bu hassas kalbimle bir zavallı, bir gariptim. Bunu pek iyi hissediyordum... (Sayfa 31)
• Elimin içine bıraktığı o güzel elin minimini bir kuş gibi okşayıcı dokunuşları sonucu parmaklarımı heyecanlı titremeler sarmıştı. Zannettim ki hayatım boyunca o minimini ellerin sarılışını bütün ruhumla, bütün âşıklığımla hissedeceğim ve o sarılmayı ömrüm oldukça unutamayacağım. (Sayfa 54)
• "Benim kalbimi parçaladınız, yırttınız da bir şey demedim, sizden nefret edemedim de şimdi mi nefret edebileceğim?" (Sayfa 96)
• Ooof, bu kuruntulu kalplerin ebedi tereddütleri... Bu sevilmemiş olmak korkuları!.. O tereddütler, o korkular ki en açık itiraf karşısında bile devam eder, ruha azap verir, kalbi parçalar... (Sayfa 116)
• İnsanın hayatında bazı dakikalar vardır ki o dakikalarda mutlaka şefkat dolu bir kucağa, bir hakiki dostun samimi tesellisine ihtiyaç hissedilir. (Sayfa 135)
• Zavallı aşkımı, bütün o yeni umutlarımı kendi elimle gömmeye, Türklüğün şerefi namına kalbimi mahkûm etmeye karar verdim. (Sayfa 137)
• "Gördünüz mü hayat bazen ne kadar zalim, ne kadar cefakârdır..." (Sayfa 139)
• Şimdi her şey, her şey, aşkım, ruhum, gençlik emellerim, bütün varlığım, bütün umutlarım benden kaçıyor, beni ebedi bir hüsrana, ebedi bir sefalet ve perişanlığa mahkûm ediyordu... (148)
Şekip karakteri, öyle naif, öyle güzel sözlü, öyle hoş karakterliydi ki. Onu okumanın lezzeti inanılmaz bir serüvendi. Verdiği değeri gözleriyle aktaran bir karakter kendisi. Kelimelerini seçimi, inceliği, zerafeti... Adam, sana hayran kaldım.
Lydia, İngiliz kızı, Şekip Bey ile muhabbetleri öyle hoştu ki. Başlardaki çekişmeleri, kıskandırma çabaları, sonraları heyecandan titremeler, uzun yürüyüşler, gözlerinin içinde kaybolmalar. İkilinin uyumu ve kimyası çok güzeldi ama bu hâlin büyük çoğunluğunun Şekip karakterinden kaynaklandığını düşündüğümü de belirtmek isterim.
Uzun zamandır böyle bir gönül heyecanı ile, ruh doygunluğu yaşayarak bir eser okumamıştım. Bir kapıyı bile öyle bir şekilde tasvir etmiş ki yazar, neticede bir kapı ama nasıl okudum o iki cümleyi anlatamam. Öyle bir tebessüm, öyle bir gönül çoskusu... Tarifi zor. O alıntıyı da şöyle iliştirmek isterim:
• Hemen salonun büyük kapısını açardım. Bir hayal gibi Lydia geçtikten sonra ben de çıkardım ve kendi haline bıraktığım kapının kanadı gider kendini eşinin kollarına atardı. (Sayfa 125)
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.