·764 syf.····Okunma: 10 Ocak 2026 00:00 Selamlar. Kitap çok iyiydi. Ben şahsen yazarın uzun uzadıya ilmek ilmek işlediği her bir olay örgüsünün kitabın finaline bağlanmasını çok seviyorum.
Feyre’nin Bahar Sarayı’na dönmesi ve aslında onu içeriden parçalamasını okumak bana aşırı geldi. Önceki kitaplara yazdığım yorumları okuduysanız benim Tamlin’i bu kadar şeytanlaştıramadığımı görmüşsünüzdür zaten. Ben bu kitabı bitirdiğimde yazarın daha çok duygusal hasar bırakabilmek için Tamlin’i kasıtlı olarak okurun gözünde bu kadar kötü bir adama dönüştürdüğü kanaatine vardım. Yani aslında kendi de bütün bu nefreti hak etmediğinin farkında ama yine de okuru bu tarafa kasıtlı olarak yönlendiriyor gibi hissettim ben. Yorumumun spoilerlı kısımında bu konuya geri döneceğim.
Bütün bu haksız nefret dramasını bir kenara bıraktığımda aslında Feyre’nin Bahar Sarayı’nı yavaş yavaş parçalamasını okumak bir nokta da tatmin ediciydi. Tamlin bunu hak etmiş miydi ya da gerçekten savaş ikliminin ortasında bu en doğru karar mıydı tartışılır ancak Feyre’nin hamlelerinin zekice olduğunu düşünüyorum. Bu kısımdaki tek eleştirim Dagdan ve Brannagh’nın, Feyre’nin demanti olduğunu ifşa etmemes üzerine. Bu sahnelerde kötü karakterlerimizin Tamlin’i manipüle etmesinin hiçbir yolu yok muydu gerçekten ? Üstelik Tamlin bu kadar aptal bir adamken. Yani bence bu kısımlarda yazar her şeyin Feyre’nin lehine ilerlemesini istemiş ama mantık noktasında ufak tefek boşluklar vardı bana göre.
Feyre Velaris’e döndükten sonra kendini geliştirdiği, savaş için stratejiler planladığı, ablalarıyla işleri yoluna koymaya çalıştığı, pazarlıklar yaptığı uzun bir gelişme bölümü okuyoruz. Dizi olsa izlemesi inanılmaz keyifli olurdu.
Yazarın hikaye boyunca verdiği felsefi mesajları çok sevdim. Aslında kim olduğunu kabullenme ve kendine karşı dürüst olma gibi konseptleri işlemesi benim için değerliydi. İnsanın sandığı kadar iyi biri olmadığı gerçeğiyle yüzleşmesinin onları deliliğe sürüklediği detayı hoştu.
Hikayenin son çeyreğe kadar belirsiz bir çaresizlik duygusu içinde ilerlemesi ve en umutsuz anımızda işlerin lehimize dönmesi güzeldi. Ben kitaplarda iliklerime kadar işleyen dramlar okumayı seviyorum. Tabii bu dram anlamlı olması gerekiyor benim için. Bu kitapta da zaten beklediğimiz bir savaş var ve ne yaparsak yapalım kazanamıyoruz gibi görünüyor kitabın sonuna kadar. Yazarın okurlarına bu kadar yoğun duygular yaşatabilmesini seviyorum.
Rhys’in mükemmel bir aşık olmasına değinmem lazım. Adam kendi kaygıları, korkuları ya da özgüvensizlikleri yüzünden Feyre’ye engel olmaya çalışmıyor. İlk kitaptan beri gördüğümüz “karar senin” tutumu aynen devam ediyor. Savaşın ortasında bile. Feyre, risk alıyor ve Rhys aklını kaybetmesine rağmen gitmesini engelleyecek hiçbir şey yapmıyor. Rhys’in Feyre’ye ve her türlü kararına bu Rhys’i öldürse bile saygı göstermesi inanılmaz değerliydi. Minik bir spoiler !! Feyre’nin mücadelenin ortasında Suriel’li bulup bilgi almak için kimseye haber vermeden kaçtığında Rhys’in “Gitmeni engellemezdim ama sana bir şey olması riskini de almaz seninle gelirdim” tutumu sergilediği sahnede ben bu adama bir kez daha aşık oldum. Buradaki sınırlar ve kararlar dengesini yeterince anlatabildiğimi düşünmüyorum ama şimdilik burada bırakacağım.
Nesta’nın sonunda duygularını göstermeye başlaması ve Elain’in yavaş yavaş iyileşmesini okumak güzeldi. Kızların ilişkilerinin sonunda iyileşmeye başladığını okumak keyifliydi. Yazarın bu süreci uzun bir periyoda yaymış olması bence gerçekçiliğe uygundu.
Kitapta farklı farklı karakterlerle ilgili ters köşeler okuyoruz. Bunların her birinde ayrı şok oldum. Yazar bu sahneleri kitapta stratejik yerlere yerleştirmiş. İşler düğüm oldu nasıl kurtulacağız buradan şimdi dediğiniz yerlerde aslında bazı şeylerin hiç de bildiğiniz gibi olmadığın öğreniyorsunuz. Benim için çok tatmin ediciydi.
Kitapta bazı iletişimsizlikler vardı. Yani bazı bilgiler diğerlerinden bile isteye saklanmış hatta bazıları 500 yıl falan saklanmış. Gerekli miydi gerçekten ? Gizem ya da ters köşe yaratmak için iletişimsizliğe ya da mantıklı bir sebebi olmadan saklanmış bilgilerin kullanılması bana çok anlamsız geliyor kitaplarda. Bu kadar herkesin kararlarına saygı duyulan bir ortamda karakterlerimiz bu bilgileri saklamasından kaynaklı diğer karakterlere ve okura yaşatılan duygu dalgalanması bana kitapta mantık hatası varmış gibi hissettiriyor. Puanımı da buralardan kırdım zaten.
!!! Buradan sonrası ciddi ciddi spoiler içerecek uyarmadı demeyin !!!
Son bahsettiğim kısımdan başlamam gerekirse Mor bu gerçeği bu kadar uzun süre saklamana gerek var mıydı güzel kızım?! Yani tamam kendin için saklayabilirsin ama Azriel’in bu sır yüzünden bu kadar uzun süre acı çekmesine izin vermen bence düpedüz bencillik.
Amren ne buluğunu söylemeliydi. Yani bence ne olursa olsun Rhys bir noktada Amren’ın bu kararını kabul ederdi. Pek de seçeneği yoktu açıkçası. Savaşın ortasında Kazan’ın başında o dramaya gerek var mıydı cidden ?
Nesta ve Cassian’ın hikayesini okumak için aşırı heyecanlıyım. Nesta başlı başına çok köşeli bir kadın. Nesta’nın sonunda duygularını göstermeye başlaması ve bütün o kaosun ortasında Cassian’la aralarındakini kabul ettiği sahne çok çok çok iyiydi. Bu kadar sert iki karakterin aşkını okumak için sabırsızlanıyorum.
Suriel için çok üzgünüm. Hiç beklemediğim bir anda gelen bir vedaydı benim için. Çok ağladığım bir sahneydi. Kemik Oymacısı da aynı şekilde. Kendi ölümünü görmüş müydü acaba sorusunu ben de kendime sordum. Cevabını hiç bilemeyecek olmamız çok üzücü.
Ianthe yeterince acı çekmedi. Başına gelenlerden çok daha fazlasını hak ettin küçük sürtük.
Tamlin’e gelirsem… Tamlin bu hikayenin trajedisidir benim için. İnanılmaz derecede aptal bir adam. Ağzını açtığı her seferinde minik sinir krizleri geçirdim. Toplantı sahnesinde delirdim gerçekten. Bu düzey bir aptal olması inanılır gibi değil. Ama Tamlin’le ilgili sorun da tam olarak bu zaten. Adam aptal. Sadece aptal. Amarantha ya da Hybern Kralı kötü karakterler. Saf kötüler. Kötü olmak ve kötülük yapmak için motivasyonları var. Tamlin’se sadece aptal. Yaptığı her şeyi Feyre’yi geri almak ya da onu Rhys’den kurtarmak için yaptı. Bu yolda aldığı neredeyse her karar karar yanlıştı. Genel anlamda bütün davranışları, Feyre’yi “korumak” için de olsa kısıtlamaya, eve kapatmaya çalışması devam eden süreçte yine Feyre ve Rhys’e karşı tutumu yanlıştı. Adamın yaptıklarını kesinlikle savunmuyorum. Ama bütün bunları yaparken ki motivasyonu kötülük değildi. Elinde güç olan inanılmaz derecede aptal ve umutsuz bir aşıktı Tamlin. Bunun örneklerini kitapta Tamlin’in Feyre’yi Hybern kampından çıkardığı sahnede görüyoruz aslında. Yine savaş sahnesinde Tamlin’in sahip olduğu bütün bilgiyi Hybern’e karşı kullanması da benim için örnekler arasında. Kitabın sonunda Tamlin’in kabullenip “Mutlu ol, Feyre.” dediği sahnede biraz kalbim kırıldı. Tamlin birazcık özgüveni ve özdeğeri yüksek, birazcık daha zeki bir adam olsaydı biz tamamen başka bir hikaye okurduk. Yukarıda da bahsettiğim gibi ben yazarın Tamlin’i bilerek okurun gözünde bu kadar şeytanlaştırdığını ve aslında kitabın sonundaki kabulleniş sahnesinde de ters köşe yaparak Tamlin’e olan bir öfkeyi biraz da olsa kırmaya çalıştığını düşünüyorum. Ama bence sosyal medyadaki bu Tamlin nefretinin bu kadar büyüyeceğini kendisi de öngöremedi.
Netleştirmek adına Tamlin’in yaptığı hiçbir şeyi aklamadığımı sadece ona yöneltilen bu nefreti aşırı bulduğumu belirtmek istiyorum.
Diğer yandan kitabın ikinci yarısında Feyre’nin Bahar Sarayı’nı dağıtırken aslında ne kadar büyük bir hata yaptığını fark etmesi güzeldi. Yukarıda da söylediğim gibi hamleleri zekiceydi ancak bu nefret gerekli miydi ? Savaşın ortasında bir sarayı Hybern’ün eline teslim etmiş oldu. Tabii Tamlin’in zaten karşı tarafta olduğunu düşündüğü için bunu bir çeşit düşman azaltma olduğunu düşünmüş olması mantıksız değil ama Bahar Sarayı’nın askerlerinin dağılmasını sağladıktan sonra oradaki sivil halkı da korumasız bıraktığını öngörememiş olması bana biraz saçma geldi.
Toplantı sahnesinde Tamlin, Feyre’nin yaptıklarının sonuçlarını yüzüne vururken Feyre’nin hissettiği pişmanlık ve ne kadar büyük bir hata yaptığının farkına vardığında hissettiği utanç duygusu samimiydi. Bu seriyle ilgili sevdiğim şeylerden biri bu. Karakterler ve karakter gelişimleri güzel kurgulanmış. Sonuçta Feyre, Bahar Saray’ını dağıtma kararı aldığını ve oradan ayrılırken hissettiği öfke de gerçekti, toplantı sahnesindeki utancı da gerçekti. Kitabın sonlarında Ouroboros Aynası’na baktığında gördüğü şey ve o şeyi kabullenirken ruhunda kaybettiği bir parça da gerçekti. Bir kitap karakteri için yani.
Azriel ve Elain olmasın lütfen. Lütfen olmasın. Ben Azriel ve Lucien’in kendi mutlu sonlarına kavuşmalarını isteyen taraftayım. Birbirlerinin mutlu sonralını çalmasınlar lütfen.
Özetle kitap çok iyiydi. Yaşattığı duygusal dalgalanmaları, kalp kıran sahneleri, ara ara gelen minik huzur sahneleriyle, dramıyla, aşkıyla, aksiyonuyla ve bıraktığı duygusal hasarla harika bir kitaptı.