Dört farklı anlatıcıyla aynı hayatın parçalarını okurken, her metnin bir öncekini hem tamamladığını hem de bozduğunu görüyoruz. Bu yapı romanı sıradan bir biyografiden çıkarıp, edebiyatın kendisi üzerine bir sorgulamaya dönüştürüyor. Para, güç ve itibarın yalnızca maddi değil; anlatı üzerindeki hâkimiyetle de ilgili olduğunu çok güçlü biçimde hissettiriyor.
Bu kitap bize şunu fısıldıyor:
Gerçek sabit değildir. Onu kim anlatıyorsa, gerçeğin şekli de ona benzer.