“On bin yıllık kültür ve uygarlık, göz açıp kapayıncaya kadar yok oldu, 'köpükler gibi uçup gitti “ bu cümle kitabın özeti gibi
Çok önce yazılmasına rağmen Covid dönemini hatırlatan bir kitap oldu, salgın sonrası apokaliptik hayatı anlatıyor, medeniyetin ne kadar ince bir çizgide var olduğunu insanın yüzüne çarpıyor
Felaket anlarında özellikle kadınların nasıl daha savunmasız kaldığını da yüzümüze çarpıyor. Vesta’nın yaşadıkları, kitabın en acı ve düşündürücü yanlarından biriydi.
Torunları arasındaki çekişmeden yola çıkıp şu çıkarımı yapıyor: uygarlık ne kadar ilerlerse ilerlesin ya da tamamen ilkel hâle dönsün, toplumda hep aynı üç sınıfın ortaya çıkması… Rahip, asker ve kral. Kızıl Veba’da bu vurgu, insan doğasının ve iktidar ilişkilerinin medeniyetten bağımsız olduğunu düşündürüyor.
Kaosun ortasında bile sorumluluğunu bırakmayan, kendini insanlık için feda eden bilim insanlarını büyük bir saygıyla anlatıyor. Kaçmak yerine çözüm aramaları, sonuç alamayacaklarını bilseler bile çalışmaya devam etmeleri, bilimin ve emeğin gerçek değerini hatırlatıyor. Kitapta nadir görülen umut kırıntılarından biri de aslında bu duruştu.