Bu kitabı okurken sık sık durup iç çektim. Çünkü anlatılan şey çok tanıdık…
Aynı evin içinde bile “fazlalık” hissettirilen bir kadının hikâyesi bu.
El kızı olmak; sevilmeden katlanmak, susarak var olmaya çalışmak demekmiş.
Orhan Kemal’in dili sade ama acısı ağır. Bağırmadan, süslemeden anlatıyor ve bu yüzden daha çok can yakıyor.
Bittiğinde içimde bir kırgınlık kaldı.
Çünkü bazı kadınlar hâlâ el kızı…
Bu kitabı okurken yer yer durup düşündüm, yer yer duygusuna kapıldım. Bazı bölümler kalbime ağır geldi, bazı yerler ise bilinçli olarak üstten geçilmiş gibiydi.
Ben dokuna dokuna okudum ama herkesin aynı yerlerde duracağını düşünmüyorum.
Kiminin içine sessizce işleyecek, kiminin ise başka bir yerden konuşacak bir roman.
O yüzden tavsiye edip etmemek yerine, bu hikâyeyi okuyucunun kendi yolculuğuna bırakmayı daha doğru buluyorum.