Gönderi

“Allah Teâlâ Kur’ân için Arapçayı mı seçti, yoksa Arapçayı Kur’ân için mi halk eyledi?”
1000Kitap
·
537 Gösterim
3 Yorum
Öne Çıkan Yorum
Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuh Rabbim cümlemizden râzı olsun. Paylaşımınızı okuduğumda yoruma mahal olmadığını hatta ne denilebilir diye düşünmedim değil. Maksadım tabiki sual veya tartışma değil. Sizinde dediğiniz gibi, paylaşım üzerine yapılacak en iyi hâl, tefekkür.
Muhterem katkınız için teşekkür ederim. Yazdıklarınız, meselenin hikmet ve muhafaza cihetini güzelce izah ediyor. Paylaşımım bir sual yahut tercih tartışması değil; Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça indirilmiş olmasının ardındaki hikmete dair kısa bir tefekkür işaretiydi. “Biz onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik” beyanı zaten bu hakikati açıkça ortaya koymaktadır. Üzerine bir muhalefet elbette haddim değildir. Bu ilâhî hitap, Arapçanın Kur’ân’a sonradan nispet edilmesiyle değil; mana derinliği, lafız-belâgat dengesi ve i‘câzı muhafazaya elverişli fıtrî yapısıyla Kelâmullah’a mihrap kılınmasıyla anlaşılmalıdır. Muradım, Kur’ân Arapça olduğu için Arapçanın değer kazanması değil; Arapçanın bu ulvî kelâma layık hususiyetlerle halk edilmiş olmasına dikkat çekmekti. Elbette bütün lisanlar Allah Teâlâ’nın kudret ayetlerindendir. Arapça ise, bu ayetler içinde Kur’ân’ın muhafazasına, tilâvetine ve belâgatine hizmet edecek şekilde temayüz etmiş bir lisandır. Paylaşımı yaptığım vakitlerde Kuranı Kerim okurken Arapçanın apaçıklığı ve mucizelerine tekraren tanıklık edip hayretler içinde kendime bir not bırakmaktı maksadım.Allah razı olsun epey güzelce tamamlamışsınız. Allah Teâlâ bizi Kur’ân’ın manasına da edebine de vâkıf olan kullarından eylesin. Bu mübarek günün hayrını ve feyzini üzerimize yağdırsın. Mirâç Kandiliniz mübârek olsun. Allaha emânet olun Esselamü aleyküm ve rahmetullah🌻
Allâhü Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’i, Arapça olarak inzâl buyurmuştur. Çünkü her semâvî kitap, hangi peygambere gönderilmiş ise onun mensup olduğu kavmin lisanı üzere nâzil olmuştur. Nitekim “Şüphe yok ki biz, onu, Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. Umulur ki siz, güzelce anlarsınız.” meâlindeki, Yûsuf Sûresi’nin 2. âyeti de bunu bildirmektedir. Peygamber Efendimizin ümmeti ise birçok farklı kavimlere mensuptur. Eğer Kur’ân-ı Kerîm, Resûl-i Ekrem Efendimize ümmet olmak şerefine nâil bulunan bütün kavimlerin lisanları üzerine nâzil olmuş olsaydı, birden fazla Kur’ân ortaya çıkar, birçok ihtilâfa sebebiyet verilmiş olurdu. Böyle bir hâl ise ümmet-i merhume arasındaki birliğe, dayanışmaya aykırıdır. Kur’ân-ı Mübîn, ilk nüzûlünden beri her hâliyle tamamen muhafaza olunmuştur. Bu da bütün Müslümanlar arasında aynı sûretle tilâvet edilmesi, aynı sûrette muhafazasına hizmet olunması vecîbesinden dolayıdır. Kur’ân-ı Mübîn’in mübarek, belîğ lafızlarını ve kelimelerini tilâvet etmek de pek büyük bir ibadet olduğundan buna bütün Müslümanlar tarafından riâyet olunagelmiştir. Malum olduğu üzere Resûl-i Ekrem (s.a.v.), ilk olarak kavmini İslâm dinine davet etmiş, onlara Kur’ân-ı Kerîm’i okumuş, vazifelerini bildirmiştir. Kendisi, bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiş olduğundan Kur’ân-ı Mübîn, sair bütün İslâm cemiyetlerine de aynı sûrette tebliğ buyurulmuştur. Onun yüksek manası, ahkâmı, Arap lisanına vâkıf zâtlar tarafından bütün Müslümanlara öğretilmiştir. Bu gayeye hizmet için Kur’ân-ı Kerîm’in mümkün mertebe tercümeleri ve tefsirleri yazılmıştır. Ancak bunların hiçbirisi, Kur’ân-ı Kerîm’in yerine geçmez, bunlara Kur’ân denilemez. İsteyen kimseler, bunları namaz hâricinde okuyarak istifade edebilirler. Ancak bu tercümeler, tefsirler; muktedir ve itikadı sahih zâtlar tarafından yazılmış olmalıdır. Çünkü Müslümanları şaşırtmak için kasten yanlış yazılmış veya bir cehalet eseri olarak yanlış kaleme alınmış tercümeler de, tefsirler de bulunabilir. Her Müslümanın bunlardan kaçınması gerekir. (500 Hadîs-i Şerîf, Fazilet Neşriyat)
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.