·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Ocak 2026 16:42 Aylak Adam uzun zamandır merak ettiğim, okumayı hep ertelediğim bir kitaptı. Okudum, bitti… ama içimde garip bir huzursuzluk kaldı. Kitabı sevdim mi? Evet. Sevemedim mi? Ona da evet.
Öncelikle şunu söylemeliyim: kitap bana fazlasıyla ataerkil bir dille yazılmış gibi geldi. Baş karakter C, varoluşsal sancılar yaşayan bir karakter olarak sunulsa da, bu sancılar bende daha çok şımarıklık, hatta yer yer çözümlenmemiş bir travma hâli izlenimi bıraktı. Annesinin yokluğu, babasının kadınlara olan zaafı; C’nin cinsel psikolojisini, kadınlara bakışını ve kadın–erkek etiketlerini ciddi biçimde etkilemiş. Bu arka planı görmek mümkün ama yine de C’ye yakın hissetmekte zorlandım.
Asıl rahatsız eden şey ise kitabın dili oldu. Yusuf Atılgan’ın “doğal” yazma çabasını fazlasıyla hissettim. Sanki konuşmalar ve iç monologlar doğal dursun diye çok uğraşılmış ama tam da bu yüzden doğallık kaçmış. Çaba seziliyor. Oysa gerçek doğallık, çaba istemeden akar gider. Burada ise yer yer yapmacık bir hava var ve bu beni okurken rahatsız etti.
Gelelim Güler karakterine… Açık söyleyeyim: hiç sevmedim. Hatta ciddi anlamda tahammül edemedim. Hiçbir şey bilmeyen, masum, korkak, arzusu ve tutkusu olmayan; öpüşmeyi bile bilmeyen, sevişmekten utanan, alkolle dahi hiç tanışmamış, her cümlesi romantik ve bayık bir kadın tipi. Üstelik hemen evlilik beklentisiyle hareket eden bir karakter. Bu kadın temsili beni fazlasıyla sıktı. Bu tip kadınlara da, bu tip kadınları “ideal” ya da “çekici” bulan erkeklere de uyuz oluyorum açıkçası. C ile Güler’in karşıtlığı ise bana yer yer Çağan Irmak filmlerindeki Issız Adam hissini verdi.
Karakterlerin çoğu beni yordu, sıktı. Oysa karşılaştırınca fark çok net: İçimizdeki Şeytan’daki Ömer de tasvip etmediğim bir karakterdi ama ondan tiksinmedim. Macide ise birçok şeyi bilmiyor olabilir ama aptal ya da saf bir rolde değildi; akıllıydı, rasyoneldi, ne istediğini bilen bir karakterdi. Aylak Adam’da ise bu dengeyi bulamadım.
Sonuç olarak, Aylak Adam kötü bir kitap değil. Hatta edebi olarak önemli olduğu çok açık. Ama ben sevemedim. Nedenini tam olarak tek bir cümleyle açıklayamıyorum; belki de mesele tam olarak bu “uyuz eden” hissin kendisi. Büyük beklentiyle okuduğum ama duygusal olarak bir türlü bağ kuramadığım kitaplardan biri oldu.