Köy köy dolaşıp halk şarkıları derleyen anlatıcının yolu bir gün bir köye düşer. Bir ağacın altında dinlenirken, yaşlı öküzüyle birlikte tarlayı süren yaşlı bir adam dikkatini çeker. Ona laf atan anlatıcı, yaşlı adam Fugui'nin de anlatısı varmış ki, başlar gençliğinden itibaren süregelen yaşamını dinlemeye. Ve hikaye böyle başlar.
Okuyucu olarak bizler de Fugui'nin ağzından dinleriz tüm yaşam öyküsünü. Fugui, gençliğinden itibaren süregelen kırk yıllık yaşam öyküsünü öyle basit ama etkileyici anlatır ki, kitabın asıl anlatıcısı gibi biz okurlar da dinleyip dururuz onu. Bir ara kendi aralarında şehirde hamallık yapan bir adam hakkında konuşan köylü kadınlara, tüm hayatını özetler nitelikte şöyle der Fugui: "İnsanların unutmaması gereken dört kural vardır: Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten girme, elini yanlış cebe atma." Yanlarından geçerken Fugui başını çevirip onlara baktı ve ekledi: "Bu adam ikinci kuralı unuttu ve yanlış yatakta uyudu." (sf. 143). Bana kalırsa, bunu birden fazla kuralı unutan bilge bir insan sıfatıyla söyler ki, kuralları unutmasının cezasını da 'yaşamak'la öder. Bir zamanlar atalarını onurlandırması beklenilen bu insan, gençliğinde öyle hatalar yapar ki tüm bedelini adeta sevdikleriyle öder ve kendisinin de tahmin ettiğinden daha uzun yaşamasıyla hala da ödemektedir. Bazen biraz sevdiklerimizin günahlarının bedeli değil miyiz?
Fugui'nin hayatını adeta bir film gibi izlerken (ki filmi de yapılmış, 1994'de Cannes Film Festivali'nde büyük ödüle layık görülmüş ve filmi de kitabı gibi Çin'de yasaklanmış), kuruluşu komünistlerin 1927'deki Milliyetçilere karşı yapılan ayaklanmaya dayanan Kurtuluş Ordusu'na, 1958'de kurulan halk komünlerine, Kızıl Orduya ve Mao'ya kadar ülkede etkili olan kişi ve olayların halk kitleleri, özellikle çiftçi köy halkı üzerindeki etkilerini açıkça görürüz. Fugui'nin anlatışı öyle sıradan ve doğaldır ki, hem tüm yaşamı hem arka planda olan olaylar bize de sıradan ve doğal gözükür.
Yaşamak bize yaşamanın bazen ne kadar zor, bazen ne kadar sıradan, bazen her şeye rağmen sevdiklerimizle ne kadar güzel olduğunu hatırlattı bana.