Anlatının Metaya Dönüşmesi
7/10
·88 syf.··
2026 6. kitabı
Sanıyorum bu kitapla birlikte Türkçe'de yer alan bütün Byung-Chul Han kitaplarını okumuş oldum. Han'ı henüz popüler olmamışken, yıllar önce "Şeffaflık Toplumu" kitabıyla tanımış ve ardından peyderpey eserlerini okuma fırsatı bulmuştum. Bu süreçte yayınevleri zaten kısa ve "tüketime uygun" olan eserlerini tercüme etmek için yarışa girmişti. Metis, İnka, İnsanart, Ketebe.. Han böylelikle tam da eleştirdiği, kitaplarında kritiğine giriştiği tüketim furyasının bir aracı olmuştu Türkiye'de. Han'ı Batı düşüncesi içerisinde ayrıksı kılan tarafı esasında kumaşıyla alakalı. Sözgelimi kendinin Uzakdoğulu, Koreli olması rasyonalistik bakışa karşı henüz baştan bir kalkan oluyor. Diğer taraftan Batıya ayak bastığı yirmili yaşlarından itibaren Kitab-ı Mukaddes ve Heidegger üzerine ciddi çalışması ona bir eleştiri gözlüğü temin etmiş oluyor kolayca. Ancak Han'ın eleştirileri postmodern seslerin aktığı bir havuzda yok olmaya mahkûm gün sonunda. Zira eleştirinin sacayakları yere gevşek bir şekilde raptolmuşsa, bu ayakların istikrarı tehlikede demek abartı olmayacaktır. Anlatının Krizine gelince: Kitapta günümüzde insanın biricik özelliği olan tahkiye yeteneğinin kaybolduğuna, storyselling vasıtasıyla bir metaya, alınıp satılabilir bir metaya dönüştüğüne dikkat çekiyor yazar. Bu dönüşümün yeri olarak da akıllı telefonlarımız yordamıyla sürekli maruz kaldığımız sosyal medyayı işaretliyor. İnstagramda 24 saat sonra kaybolacak hikayeler atmak; gün sonunda hikayelerimizi görselin kıskacına sürerek metalaştırıyor. Tahkiye meselesine dair ben de son kitabım "Plastik Gelenek"te birkaç şey söylemiştim. İncelemeyi kendimden alıntımla nihayete erdireyim: "İnsan yapıp ettiklerini anlamlandırma özelliğine sahip bir varlıktır. Bu açıdan “tahkiye” ancak insan tarafından meydana getirilebilir. Ne kadar dikkat çekici, trajik, heyecanlandırıcı bir süreç başından geçerse geçsin hayvanlar geçmişlerini tahkiye edemeyeceklerdir. İnsandır ki geçmişi kendi idraki etrafında bir kalıba bürüyerek ona anlam kıyafeti biçer. Hâdiseleri söyletir. Söyletmek istediklerine söylemek istemedikleri eşlik eder. Dile getirilen, getirilmeyenlerden süzülenlerdir. Gösterilen gösterilmek istenmeyen, üstü kapatılan, geçiştirilenlerin önüne geçmiştir. Batı düşüncesinin dünyayı tahkiyesi İslâm’dan ayrı bir noktada durmaktadır. Bu açıdan E. Said’in tespiti önemlidir. Edward Said, meşhur “Şarkiyatçılık” eserini kaleme aldıktan sonra kültür çalışmalarına yoğunlaşmıştır. Kültür ve Emperyalizm isimli eserindeyse büyük hayranlıkla okuduğu Batılı romancıların metinlerinde örtük bir şekilde yer alan emperyal bakışı ele alır. Anlatı / tahkiye ona göre sömürgeleştirilen halkların kendi kimliklerini dile getirmede bir ifade biçimi olarak, başvurulan bir yöntem olarak öne çıkmıştır. “(…) iş toprağın sahibinin kim olduğuna, yerleşme ve toprağı işleme hakkının kime ait olduğuna, toprağa kimin baktığına, kimin geri aldığına ve şu anda geleceğini kimin planladığına gelince, bu konuların yansıtılmasında, çekişme konusu edilmesinde, hatta belli bir süre boyunca da, karara bağlanmasında, anlatı kullanılmıştır.” Bu bakımdan insanlık tarihinin tahkiyesi neleri söylediği kadar neleri söylemediği ve tabii olarak üzerini örttükleri bakımından da önemlidir. Sözgelimi insanlık tarihini nübüvvet kategorisini dışarıda bırakarak tahkiye etmekle doğacak anlatı ile nübüvvet merkezli anlatı birbirinden farklı olacaktır." s31-32
Anlatının KriziByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 0228 okunma
·
194 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.