·412 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Ocak 2026 23:04 Şıp sevdi gönlümün hemen okuduğu her kitaba bir sempati beslemesinden mi yoksa kitabın gerçekten harika olmasından mı bu kadar hızlı bitirdim bilmiyorum. Çok uzun zamandır adam akıllı kitap okumuyorum. Kitaplar elimde sünüyor da sünüyor. Ama bu kitabı elime ilk aldığım andan itibaren bir sonraki sayfayı çevirmek zorundaydım. (Okumaya başladığım gece başka bir işim olmasaydı muhtemelen o gece sabahlar bitirirdim.)
Bu kısma kadar bir inceleme yapmadığımın farkındayım. Kitap kötü bir çeviriye -he canım he, ana, gene(bu kelimenin doğru kullanım olmadığını sanıyordum ama internette de bu konuda tartışmalar var bu yüzden gene doğru kullanımsa eğer günahını almak istemiyorum kitapta emeği geçenlerin)- ve devrik cümlelerine rağmen (ki bazen o devrik cümleler duyguyu tamamen alıp götürüyordu) yazarın kalemindeki akıcılığı ve bir sonraki sayfaya olan duyacağımız merakı götürmüyordu.
İncelemeyi okuyorsanız konusunu bildiğinizi farz ediyorum lakin yine de biraz bahsetmek istiyorum:
Jude, Taryn ve Vivi dünyada anne babalarıyla yaşayan masum çocuklarken kapıyı çalan vahşi ve vicdansız ama Viviyle aynı garip bakışlara sahip yaratıkla karşı karşıya gelirler. Bu yaratık yani Madoc anne ve babasını öldürür ve kendi kızı Vivi ve ikizleri de alıp Peri Dünyasına götürür.
“Peri Dünyasında ne balık köftesi, ne ketçap, ne de televizyon vardır.”
Peri Dünyasında onlara gerçekten babalık edip koruyan kollayan ve eğitim almalarına izin veren katil üvey babaları Madoc aksine zorba ve zalim ama yalan söyleyemeyen kötü kalpli periler vardır. Ve ve ve bunların başını çeken Cardanla Jude arasında gözle görülür bir çekişme sinyalleri verilir. Jude kendini diyara kabullendirip bir yer bulmaya çalışırken sümüklü perilerle uğraşmak zorundadır.
Bu kabullenme çabası içerisindeyken Prens Dain’den casusu olması teklifini alır.
Öncelikle öncelikle ben Jude’un harika yazılmış bir karakter olduğuna inanıyorum. Mithridatizmi duyduğu anda araştırmaya başlayıp kendini zehirleyerek zehirlere bağışıklılık kazanmaya çabalaması bence her karakterin veya her kişinin yapabileceğin bir şey değildi. Hele sadece bir insanın, yani ben kendimi Jude yerine koydum ve yapmazdım. Benim iyi yazılmış kadın karakterlere karşı bir düşkünlüğüm var. Belki herkes Jude’u iyi yazılmış bir karakter olarak görmeyebilir. Karakter güçle kafayı bozmuş, kendi ailesinin katilinin hanesinde yaşamaktan gocunmayan, fazla inatçı bir karakter olduğunu düşünebilirler. Ama ben ne yalan söyleyeyim karakterin diyarla, Cardan ve pis çetesiyle, Madoc’la inatlaşmasına tav oldum. Ve bu inatlaşma içerisinde Jude’un yavaş yavaş insanlığını kaybedip perilerle savaşabilecek kadar güçlü bir hale geldiğini gördük ki bence bu harikaydı -insanlığını daha az kaybetse iyiydi ama uyum sağlamak için eninde sonunda bir şeylere mecburdu-. Jude zaten gözleri önünde ailesini kaybetmiş bir karakterdi ben cinayet işlemekten şüphe duyacağını zaten sanmıyordum ki öyle de oldu. Fiziksel gücünün yanında zekasının konuşulmaya değer olduğunu düşünüyorum. Jude kitap sonuna kadar yaşadıysa tek sebebi kitap başında kondurduğu memnuydu bence.
Taryn’e gelip hızlıca geçeceğim ben kitap başında Taryn ile Locke’un bir ilişkisi olduğunu düşünmüş ve sonrasında Taryn’in bu kadar boynuzlu olamayacağına kanaat getirip sadece kardeşinin saadetinden keyif alan bir kardeş olduğu izlenimine kapılmıştım. Ama içten içe Taryn’de de Locke’da da bir bokluk olduğuna emindim. Açıkçası ben bu kadar aşk diye ölen karakterleri çok sevmem ama Taryn’i de anlıyorum ondan nefret etmiyorum. Yaşadığı travmalar yüzünden beyni dışına çıkmış. Locke’u da hızlıca geçeyim, bir bokluk olduğu çok belliydi Allahtan Jude da aşırı bağlı değildi geldi geçti. Sadece o elbiseyi vermesi baya işe yaradı sağ olsun(olmasa da olur).
Vivi gerçekten kitaptaki en farklı karakterdi Jude’un ona düşünmeden güvenebilmesini sevdim ama bir şeyler çıkacak gibi geliyor. Hemen hızlıca Madoc’u da geçip zorba ve pislik periler hakkında konuşacağım. Madoc’un Dain’e ihanet etmesini beklemiyordum ama karakter için çok da şaşırtıcı bir şey değildi. Çok garip bir adam ama nefret de edemiyorum.
Cardan ve pis küçük şırfıntılar. Cardan’ın diğer zorbalara göre daha geride durduğu (ne kadar geride durmak denirse artık) belliydi. Belki de bu Cardan’ı savunmak için uydurduğum bir şeydir. Her neyse ama Valerian ve N ile başlayan mavi kız -ismini yazamam üzgünüm- hep ölsün istedim ki sağ olsun Jude da Valerian’ın hakkından geldi. Hiç üzgün değilim o konuda. İyi ki yapmış, içimin yağları eridi. Cardan’a gelince de bence biraz farklıydı. Kitapta Jude onu sorguya çekerken N ile başlayan kız için ONA aşıktım veya aşığım gibi bir cümle geçiyor. Bahsi geçen “o” Jude değilse ben de bir şey bilmiyorum. İlk başta azıcık Cardan’dan nefret etsem de bendeki tabular açıkçası sonlara doğru epey yıkıldı.
Gölgeler Meclisi de kitap içerisinde olduğu için mutlu olduğum bir yerdi. İyi ki varlar. Hepsini seviyorum açıkçası. BİR DE HEMEN DARBEYE GELEYİM çok vahşiydi ama açıkçası böyle bir vahşilik beklemediğimi söyleyemem. Kitabın başında ana karakterin anne babası deşildi yanisi.
Genel olarak ben kitabı baya beğendim ve öneririm de. Kitap herkese işlemeyecek bir kitap olabilir ama sanırım benim için kitaplardaki en önemli şey merak duygusu ve fazlasıyla merak dolu bir kitaptı.