·496 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Ocak 2026 13:44 Anavatandaki “Keşke”lerden, yavru vatandaki “Belki”lere uzanan zorlu onurlu ve umut dolu bir yolculuk.
Kıbrıs’ın ikiye ayrıldığı 1955-1973 yılları tarihi bilgilerle, verilerle gerçeklerle dolu bir mücadele hikayesi.
Küçücük odada yaşanan acı olaylar ve dünyaya duyurulmasından bahsediliyor. Dolu dolu bir Kıbrıs tarihi romanı olmuş.
Kitap çok etkileyici bilgilendirici olsa da çok yorucuydu. Dili akıcı tarzı sade ve sert anlatım güçlüydü. Ana konular ve akış çok zorladı. Aynı tarihteki olayları sürekli başka insanlardan tekrar tekrar dinlemek yordu. Kişilerin anlattığı olayların gerçekliği çok güzel kurgulanmış duygu olarak okuyucuya geçiyordu.
Kitabın ana karakterlerinden olan Sarah’ın hikayesini hiç beğenmedim. Sarah’ı genel olarak beğenmedim yaşadığı duyguyu da aşk olarak asla tanımlayamam. Başından sonuna kadar Sarah’ı sevemedim.
Kitabın ön sözünde yazan “ anavatandaki keşkelerden yavru vatandaki belkilere” sözüne istinaden o dönemde yaşanan Türkiye olaylarından bahsedilmemesi ve keşke kitabının karakteri olan Yiğit’in hikayesinin tamamlanması ayrı bir eleştiri konusu.
Tamamlanmayan bir çok karakter ve konu vardı.
Tarihi olarak güzel bilgiler barındıran öğretici bir kitap olmasını yanı sıra roman olarak beğenmediğim bir kitap oldu. Kıbrıs tarihinde bilmediğim duymadigim bir çok bilgiye eriştim. Fakat bunu keşke farklı bir açıdan farklı bir hikayeden dinlemiş olsaydım. İngiliz Sarah’ın adına aşk diyemeyeceğim adına annelik diyemeyeceğim ve adına mücadele diyemeyeceğim duygularla ve kibirli dinlememiş olsaydım.
Kitaptaki Atatürk vurgularına hayran kaldım. Ama keşke 1973 Türkiye çıkarmasını daha coşkulu ve detaylı görebilseydim.
Kalemini beğendiğim bir yazar olsa da konuyu da çok beğensem de verdiği bilgileri hayran kalsam da maalesef romandaki karakterlerin eksik bırakılması ve konu tekrari yerine düşmesi sebebiyle beni çok yordu.
Kıbrıs’ın Türk yurdu olarak kalması Türkleştirme politikaları ve KKTC’nin istila ile değil mücadele ile kurulduğunu ve devlet olduğunu dünyaya duyurmamız gerektiğini bir daha hatırladım. Durumun ciddiyetini kitaptan şu alıntıyla yapabilirim.
“ İstanbul, Kıbrıs öyle ya da böyle işgal edilecek, kontrolümüze girecek. Türkler üzerinden başaramazsak, Araplaştırarak… Arap araplari himayemize almak da kontrol etmek etmekte kolay. Sanıldığı gibi aralarında din bağı güçlü değil, hatta Türklerden nefret ediyorlar. Er ya da geç İstanbul… er ya da geç Kıbrıs… “
İngilizlerin bu düşüncesini önce kendimiz bilmeli daha sonra önlem almalı ve tüm dünyaya duyurmalıyız.
İyi okumalar.