Şu kitabın güzelliğiyle ve komikliğiyle öyle büyük bir şok yaşadım ki, hiç değmeyin keyfime.:))
Toz pembeler ve unicornlar diyarında kendi isteğiyle yaşayan muhteşem tatlı, komik ve aşırı şapşik Millicent Watts-Cohen e bayıldım.
Millicent sevgilisinden ayrılınca hem yan komşusu hem de en yakın arkadaşı olan 95 yaşındaki Bayan Nash ın evine taşınmak zorunda kalıyor. Gel zaman git zaman sonra Bayan Nash ölünce Millicent kadının torunundan iki yemek kaşığı külünü rica ediyor. Yanlış okumadığınız, evet iki yemek kaşığı kül.:))
Amacı, Bayan Nash ın hayatının aşkını bulmak ve onlara kendince mutlu bir son yazabilmek.
Kitaba başlamadan önce hikayesine o kadar bayıldım ki, Bayan Nash ın hayatının aşkının bir kadın olmasını hiç dert edemedim. İyi ki de etmemişin zira onların ilişkilerinin detayları çok azdı ve çokta seviyeliydi, dolayısıyla okurken hiç rahatsız olmadım.
Kitapta birde huysuz, aşırı karamsar Hollis vardı ve ona da tabi ki bayıldım. Millicent ve Hollis in etkileşimlerine, şakalarına, şapşallıklarına aşırı güldüm, aşırı eğlendim.
Kitapta smut sahneler de vardı ama kurgusunun güzelliği, işlenişinin akıcılığı, tatlığı, karakterlerinin güzelliği o kadar iyiydi ki bana göre negatif olan yönlerine hiç takılamadım.
Velhasılı; içeriğindeki smut sahneler ve lgbt ilişkiden dolayı asla sevmem hatta okumam bile dediğim şu canım kitaba bayıldım, bayıldım.
Demek ki neymiş; asla asla dememek lazımmış.:)))