Anne ve babamızın ne zaman öleceğine dair,
çoğu zaman bastırdığımız ama içimizde hep var olan bir korku bulunur. Bahçıvan ve Ölüm, en basit haliyle babasını kaybeden bir yazarın yaşadığı yas sürecini okura aktarmasından oluşuyor. Yazarın kimi anlarda anlatmakta zorlandığı açıkça hissediliyor; ancak tam da bu kırılganlık, metnin duygusunu daha sahici kılıyor. Okur, kelimelerin arasındaki suskunluğu bile hissedebilir. Metin yer yer acı verici olsa da, bu acıyı abartmadan, hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olarak sunmakta. Kitap bireysel anıların toplamı gibi görünse de, aslında herkesin içinde bir yerlerde saklı duran benzer kayıp korkularına ve yas duygularına temas ediyor. Ölüm hakkında da tekrar düşünmemize sebep oluyor. Bunun babasının felsefesinden de yola çıkarak korkulacak bir şey olmadığını düşünememize sebep oluyor. Ama yasla nasıl baş ederiz bu öğrenilecek bir şey değil. Yas, herkesin deneyimi ve iniş çıkışlı bir yoldan ibaret. Bunu da kitapta tam anlamıyla görmekteyiz. Fakat henüz burada ve yaşıyorken bir gün dönüp bakacağımız güzel anılar biriktirmek elimizden gelen tek şeydir.