“Yalvarırım son kez soruyorum, bana yanıt ver: Büyükler güneşi nasıl uyandırabilir? Tek bir kez.”
Ben de size sorarak başlayayım yorumuma, siz güneşinizi uyandırabildiniz mi?
Ben söyleyeyim, Zezé'nin de söylediği gibi benim güneşimi buz kesti
Her şey çocukken güzel, değerli ve kıymetliydi.
İçimizde çiçekler açar, uyanan güneşimiz ile beslenir, büyür, sonra bir gün karnımızda kelebekler uçuşur ve o günden sonra o güneşin önüne kara bulutlar yavaş yavaş usulca çekilmeye başlar.
Sonrası kocaman bir kara delik.
O güne kadar ne kadar toz pembe renge boyanmış anı varsa, hepsini kara delik yutar ve boşluktan hoşlanmayan evren yerine bazen siyah, bazen beyaz, bazen gri olacak anıları yerleştirir.
En nihayetinde elimizde tek bir soru kalır: “Güneşimizi tekrar nasıl uyandırabiliriz?”
Okumadığımı düşündüğünüz #şekerportakalı kitabının ikinci serisi olan #güneşiuyandıralım 'da Zezé'ciğim artık evlatlık verildiği ailede 5 yıllık bir yaşam sürecektir.
10 yaşından 15 yaşına kadar yaptığı, yapacağı her türlü yaramazlık; düşündüğü, hissettiği, hayalini kurduğu her tür duygu yine yeniden derin ve duygusal şekilde anlatılmış
Özellikle kitabın başlarında, henüz Zezé 10 yaşında ya var ya yokken, hissettikleri ve söyledikleri son derece kalbinizi kırıyor.
Bir çocuğa “Ben çok mutsuz bir çocuğum” dedirtecek, ona bu dünyada onun en istenmeyen çocuk olduğunu hissettirecek bir dünya bence olmasa da olur.
İstedikleri içten bir sarılma, bir baş okşanması ve sıcak bir öpücükken, bunun biz yetişkinlere çok ağır gelmesi fazlasıyla trajikomik.
Evet, ilk kitap kadar duygu yüklü değil; artık genç bir adam olma yolunda ilerlediği için dizginleri tutulamayan bir yarış atı gibi yaramazlıktan yaramazlığa koşuyor Zezé :)
Sıkılanlar olduğu kadar, keyifle okuyanı da çok; ben keyifle okudum tüm yaramazlıklarını 🩷
Sadece ilk ve son bölümde gözlerinizin dolacağını düşünüyorum ya da benim gözyaşım hep kirpiğimin kenarında beklediği için de beni etkilemiş olabilir tabii :)
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos