BEYAZ GECELER
(Roman)
FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ
1821–1881 yılları arasında yaşamış, Rus edebiyatının ve dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin düşünce ve duygu dünyasının yansımalarını incelemeye, onun 27 yaşındayken kaleme aldığı Beyaz Geceler romanıyla devam ediyoruz.
Romanın kurgusu oldukça basittir.
Anlatıcı kahraman, Petersburg’da yaşayan genç bir erkek kiracıdır. Yaşamdan kopuk, kendine güveni düşük, kadınlarla iletişim kurmakta son derece acemi ve tedirgin; iyi niyetli, saf ve isimsiz bir erkektir. Bu yönleriyle anlatıcı, yer yer Dostoyevski’nin kendisini de çağrıştırır.
Nastenka ise kör babaannesiyle yaşayan, hayatta kimsesi olmayan; hayata karışmaya çalışan fakat imkânları kısıtlı olan, saf, duru, iyi niyetli ve temiz ruhlu bir genç kızdır. Sevmeye ve sevilmeye açıktır.
Nastenka, evlerinin üst katında kiracı olarak kalan bir adama duygularını açar ve onunla hayatını birleştirmek ister. Adam da iyi niyetli, yoksul bir tiyatrocudur. Bu teklifi kabul eder; ancak bir yıl beklemek şartıyla.
Roman, güneşin tam batmadığı ve gecelerin beyaz renkte yaşandığı bir yaz mevsiminde geçer. Anlatıcı, tatil döneminde şehirde kalmış, sıkıntıdan Petersburg sokaklarında dolaşmaktadır. Bir akşam, bir köprünün yanında ağlayan Nastenka’yı görür; çünkü beklediği adam geri dönmemiştir. Ona sataşan kişileri uzaklaştırarak Nastenka’yı korur ve bu vesileyle aralarında bir diyalog başlar. Kısa sürede kanları ısınır; tanışırlar ve tekrar görüşmek üzere sözleşirler.
İzleyen buluşmalarda birbirlerini daha yakından tanırlar. Anlatıcı, Nastenka’ya âşık olur; ancak onun beklediği adama kavuşabilmesi için elinden geleni yapar. Bu noktada kendi duygularıyla açık bir çelişki yaşar. Beklenen adam üçüncü gün de gelmeyince, anlatıcı duygularını itiraf eder ve Nastenka’dan kendisine merhamet etmesini ister. Kısa bir an için birbirlerini kabul ederler; fakat tam o sırada beklenen adam çıkagelir. Nastenka ona koşar. Anlatıcıyı da sevmiştir, ancak seçimi bellidir.
Romandaki anlatıcı kahraman, aslında kendini yaşama cesaretini göstermeyen bir figürdür. Nastenka ise henüz tam anlamıyla yaşamamış olsa da yaşama cesaretini gösteren biridir. Anlatıcının karakteri sanki henüz oturmamış, eksik kalmıştır; psikolojik olarak zayıf ve kırılgandır. Nastenka ise kırılgandır ama zayıf değildir.
Dostoyevski, anlatıcı karakter üzerinden toplumda sıkça rastlanan; kendini ifade etmekten aciz, kirlenmemiş ama aynı zamanda yaşamamış, sorumluluk almamış olduğu için kirlenmemiş insan tipini anlatıyor gibidir.
Bu tip her toplumda var mıdır? Örneğin bizim toplumumuzda kimleri temsil eder?
Bence bu tip her toplumda vardır ve özellikle insanın çocuk saflığını, henüz kirletilmemiş varoluşsal tarafını temsil eder. Anlatıcı adeta John Locke’un “boş levha” (tabula rasa) anlayışındaki insan gibidir. Kirlenmekten korktuğu açıktır ve bunu engellemek için izolasyonu seçer. Bu tutum, Hristiyan ruhbanlığının dünyadan el etek çekme felsefesini de çağrıştırır.
En önemlisi, Dostoyevski burada insanın zaten mutlu olamayacağını (Schopenhauer’i hatırlayalım), ancak sorumluluk alarak ve acıyı deneyimleyerek hayatın katlanılabilir hâle gelebileceğini ima eder. Yazar, Rus toplumundaki temel çelişkiye; dünyayla bütünleşen Rus insanının sürüklenebileceği ahlaki kirlenmişliğe işaret ediyor gibidir. Anlatıcının durumundan memnun değildir kuşkusuz; fakat onun kirlenmesinden de tedirgindir.
Önemli Alıntılar:
1. “Bir anlık mutluluk, insanın bütün bir hayatına bedel olabilir.”
→ Romanın temel fikri: Hayalci’nin yaşadığı kısa temasın, bir ömürlük hatıra oluşu.
2. “Ben hayal kurmayı seviyorum; çünkü hayallerimde insanlar bana karşı daha nazik.”
→ Anlatıcının gerçek hayattan neden kaçtığını açık eden çok kritik bir cümle.
3. “Gerçek hayatla temas kurmak bana her zaman zor gelmiştir.”
→ Hayalci tipin varoluşsal zayıflığını en sade hâliyle anlatır.
4. “Ben kimseye yük olmadan sevmek istedim.”
→ Masum ama etkisiz sevginin özeti; sorumluluk almaktan kaçış.
5. “Mutluluğu hak etmedim belki ama onu tattım.”
→ Dostoyevski’nin erken dönem melankolik kader anlayışı.
6. “Yalnızlık bazen insanın kendi kendini koruma biçimidir.”
7. “İnsan bazen yalnızca hayal kurarak yaşadığını sanır.”
Beyaz Geceler, okunabilir, sade; ancak derin anlam katmanları barındıran bir eserdir