Puan vermedi·152 syf.··Beğendi
· Bu kitabı okurken sanki eski İstanbul sokaklarında yürüyorsun. Ama öyle Boğaz manzaralı değil; arka sokaklar, mahalle dedikoduları, kahvehane gürültüsü, sokak satıcıları… Ve tam ortasında “Aygır Fatma” diye anılan bir kadın var. Adı bile başlı başına bir söylenti.
Fatma’nın hikâyesi, aslında mahallelinin ona yüklediği anlamlarla şekilleniyor. Gerçek mi, abartı mı, uydurma mı? Bazen hepsi birden. Ama Yazar öyle bir anlatıyor ki, sen de mahalleye taşınmış gibi oluyorsun. Kadının yürüyüşü, bakışı, sesi… hepsi gözünün önünde.
Yazarın dili çok sade ama yer yer öyle bir laf çarpıyor ki, gülümsememek elde değil. Mizah var ama alttan alta bir hüzün de var. Çünkü mahalle dediğin yer, hem korur hem yargılar. Fatma da bu ikisinin arasında sıkışmış bir karakter gibi.
Kitap kısa ama etkisi uzun. Bitince “Acaba gerçekten böyle biri yaşadı mı?” diye düşünüyorsun. Belki yaşamadı, ama hepimizin mahallesinde bir “Aygır Fatma” vardı. Ya da biz uydurduk.