Puan vermedi·736 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Ocak 2026 02:40 İlk defa bir romanın sonunu okumak istemedim, sona gelmeyi geciktirdim, o sonu görmek, okumak istemedim. Nasıl bitebileceğini biliyordum çünkü, yazar sayfalar öncesinde hissettirdi. Ama yine de okudum tabi. Böyle başlamak istedim kitap hakkında yazacaklarıma. Bu bir roman analizi değileserin hissettirdiklerinin gayet amatör şekilde kaleme alınışıdır.
Elsa Morante (1912 - 1985) İtalya
İkinci Dünya Savaşı'nın gençler, küçük çocuklar ve yetişkinler üzerindeki yıkıcı etkisini Elsa Morante'nin bakış açısından okuyoruz bu kitapta. Dünya edebiyatının en çok irdelenen konularının başında gelen savaş, ideolojik savaşlar, soykırım, savaş nedeniyle göç bir çok yazar tarafından nice kitapta dile getirilmiş ve getirilmekte onlarca yıldır.
"Ve Tarih Devam Ediyor". Morenta'nın kitaba verdiği bu isim "bizlerin zaman zaman kullandığımız "tarih tekerrürden ibarettir" söyleminin başka şekilde ifade edilişi.
Eser İkinci Dünya Savaşı'ndan önce İtalya'nın San Lorenza kentinde sıradan hayatlarına devam eden Yahudi kökeni de olan bir ailenin hayatta bir başına kalan kızları İda'nın başına gelenleri anlatarak başlasa da, ilerleyen sayfalarda 1941-1947 savaş yılları arasında Ida'nın büyük oğlu Nino ile 1941 yılında doğan minik oğlu Useppe'nin yaşam mücadelesine dönüyor.
Kitabın kahramanları bir bir sahneden geçip gitse de kısa adıyla İda ve Useppe (aslında Guiseppe ama kendisi kelimelerin baş harflerini söyleyemediği için, kendi telaffuz ettiği gibi kitap boyunca onu Useppe diye anıyoruz) hep bizimle birlikte.
Her bir seneyi ayrı bir bölüm olarak ele alan eserde bölüm sonlarında Dünya Savaşı'nın ülkeler bazında ilerleyişi de bir tarih romanı ciddiyetinde okura sunuluyor.
Yoksulluk, yalnızlık ve Yahudi olmanın verdiği endişeyle yaşam mücadelesi veren İda aynı zamanda bir öğretmendir. Bombardıman sonrası evi yıkılınca küçük oğluyla kendisi gibi kişilerle bir eve sığınan Ida'nın mücadelesi burada devam ediyor. Küçük Useppe ise doğduğu andan itibaren savaşın tüm yıkıcı, olumsuz etkilerini kendisi farketmese de doğrudan etkilenerek ama farkına varmadan büyüyor. Ve küçük Useppe biz okurlara arka planda devam eden savaşa rağmen, samimiyeti, masumluğu, sevimliliği hissettiriyor eser boyunca. Useppe'yle gülüyor, onunla seviniyoruz, onunla ağlıyoruz. En çok da çoban köpeği Bella ile olan iletişimi ve birbirlerine bağlılıkları içimizi ısıtıyor.
Kitabın sonlarına doğru ise önemli karakterlerden, bir burjuva ailenin oğlu olarak doğmuş olan Davide Segre'nin savaşı, ideolojik baskıyı, burjuva kesimi, onların , yoksullara karşı davranışlarıni sorgulayan söylevi bence yazarın asıl söylemek istediği ve toplumları ülkeleri etkileyen tüm çatışmaların bir özeti gibiydi. Yahudi olduğunu itiraf eden Davide'nin o haykırışında düzene baş kaldırış, isyan vardı. İda gibi sessiz sakin kabullenmiş bir karakter değildi genç yaşına rağmen. Oğlu Nino'nun da arkadaşıydı.
Bu roman birkaç katmandan oluşuyor. Ama bu katmanlar düz bir çizgide ilerliyor. Öyle çok fazla zamanda sıçramalar, geri dönüşler yok. Bir savaş romanından beklendiği gibi, baştan sona hüzün, dram, Hitler'in ve diğer diktatörlerin baskısı,zulmü var. İda'nın komşularının gaz odalarına sürüklenişi var.
Ama daha önce de yazdığım gibi bunca trajedinin içinde farkında olmadan büyümeye çalışan minik Useppe var.
Benim için yemyeşil dünyanın, sımsıcak güneşin, masmavi denizin, dostluğun, hoşgörünün, sevginin, umudun, masumluğun timsali olan Useppe, unutulmayacak roman kahramanlarım arasında artık
Seninle, senin cennet ormanında buluşmak üzere şair ruhlu küçük Useppe