Nisyan’ı, zihnimdeki o karmaşık mekanizmaların ve eylemsizlik halinin en yoğun olduğu dönemde okudum. Hector Abad’ın, babasını kelimelerle yeniden inşa ederek unutuluşun elinden çekip alma çabası, bende hayranlıkla karışık derin bir sızı bıraktı.
İşte o satırlardan zihnime sızan öznel tortu:
Hector Abad Faciolince - Nisyan
Hafızanın ne kadar amansız bir yük olduğunu bu kitabı bitirdiğimde çok daha net anladım. Yazarın, babasına dair en küçük detayları bile kutsal birer emanet gibi saklaması, aslında hepimizin içindeki o "kaybolma" korkusuna dokunuyordu. Hafızanın ne kadar seçici, ne kadar takıntılı ve aslında ne kadar savunmacı bir yapıda olduğunu satır aralarında kendi içimde tarttım.
Neler Hissettim?
Hatırlamanın Ağırlığı: Okurken, birini hayatta tutmak için bu kadar çok hatırlamak zorunda kalmanın ne kadar yorucu olduğunu düşündüm. Bazı anların toz yığınına dönüşmesine izin vermemek için verilen o devasa mücadele, benim o günlerdeki eylemsizliğimi ve her şeyi kontrol etme isteğimi bir kez daha yüzüme vurdu.
Çıplak Bir Dürüstlük: Abad’ın dili öyle dolambaçsız ve öyle saftı ki, anlatılan hikaye sanki benim de hiç açmadığım çekmeceleri karıştırıyormuşum hissi uyandırdı. Bir hayatın sonundaki o kaçınılmaz "toz yığını" gerçeğiyle yüzleşmek, o an korumaya çalıştığım o ego kalkanlarının ne kadar beyhude olduğunu hissettirdi.
Huzursuz Bir Kabulleniş: Kitabın sonuna geldiğimde, nisyanın yani unutuşun aslında bir son değil, bazen hayatta kalmak için gereken o tek sığınak olduğunu fark ettim. Her şeyin bu kadar geçici olduğu bir dünyada, bir şeylerin peşinden bu kadar hırsla gitmenin ya da kırılmaktan bu kadar korkmanın anlamsızlığını gördüm.
Neden 9 Puan Verdim?
Çünkü Nisyan, bana sadece bir yas hikayesi anlatmadı; bana insanın kendi kırılganlığını nasıl bir onur madalyası gibi taşıyabileceğini gösterdi. Belki o an ihtiyacım olan o keskin hareketi bana hemen yaptırmadı ama zihnimdeki o donukluğu, o gri alanı biraz olsun dağıttı. Bazı şeylerin unutulmaya mahkum olduğunu ama bu gerçeğin, yaşanmış olanı daha az değerli kılmadığını anladım. Bugün, o yarım kalan hikayelerin ardından bu kitabı düşündüğümde; nisyanın bazen bize verilmiş en asil hediye olduğunu daha iyi kavradım.