Bize dayatılan normlar mı delilik, yoksa içimizdeki herkesten farklı olan şeyleri yapmaya çalışmak mı bir delilik?
Kitabımız, Veronika adında 24 yaşında, her şeyi güzel giden ideal bir aile yaşantısına sahip olan bir kadının intihar etmesiyle başlıyor.
Ve asıl hikâyemizin geçtiği deliler hastanesi olan Villette'e gidiyor. Orada doktorumuzun, asıl olayın kahramanı Veronika'ya "1 hafta ömrün kaldı" demesiyle başlıyor. İlk başta Veronika hâlâ ölmeyi istiyor ve yollarını da arıyor. Fakat burada yavaş yavaş ölümü ensesinde hissettiğinde, normlara takılı kalmayıp aklından geçen tüm şeyleri yapmak istiyor ve yapabileceklerini yapıyor da. Tekrardan hayatta yaşama isteği geliyor.
Kitapta "Vitriol" (Acılaşma) denilen asıl metaforumuz olan bir zehirden bahsedilir. Bu zehir insanı öldürmez ama yaşama sevincini, riski ve tutkuyu öldürür. İnsanlar bu zehri "güvenli bir hayat" sanarak her gün yudumlarlar. Veronika, ölümün soğuk nefesini ensesinde hissettiği an, bu zehri kusmaya başlar.
Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan insan, dünyanın en özgür insanıdır.
Veronika özgürlüğü "delilik" diye tabir ettiğimiz şeyin kıyısında buluyor.
Kitabı kapattığınızda kendinize şunu soracaksınız:
"Ben bugün gerçekten yaşadım mı, yoksa sadece ölmediğim için mi günü tamamladım?"
Eğer hayatınızın direksiyonu "başkalarının beklentileri"ne kilitlendiyse, Veronika'nın hikayesi sizin için bir kaçış tüneli olabilir.